Güya Dünyadaki Son Yılımdı…

3. aya kadar kendimi sürekli bir şekilde ilerleme kaydetmek için zorladım. Uzunca bir süre kendimi zorlamamın bana bir yorgunluk hissi yarattığını düşünüyorum. O yüzden her şeyi bırakıp kafamı dağıtacak işlerle uğraştım. Ve yine geçirdiğim zamanların çöp olduğu hissiyle baş başayım.

Bu sıkıntılı dönemden çıkmaya çalışıyorum. Tekrar kendimi zorluyorum. Kıyaslama yaparak  okul öncesi ve sonrası hayatıma baktığımda aslında okulun bana ciddi kayıplarının olduğunun farkındayım. Çok üzücü bir durum. Bu kadar haklı olabilmek beni mutlu etmiyor. Okul konusunda ciddi bir risk almam gerekiyor.

Bundan sonraki hayatımda kendimi biraz daha geliştirip 6 7 ay sonra artık hayal ettiğim küçük startupımı başlatacağım. Hala çevremdeki insanlardan hangisinin ortaklık teklifime layık olacağından emin değilim. Ortak bulmam gerektiğindende emin değilim. Emin olduğum bir şey var o da bir şeyler yapmak istediğim. Henüz para kazanmadan bu işi para için yapmadığımı biliyorum.

Maker Dünyasının Bir Öndere İhtiyacı Var

Ne zaman başarıya ulaşmış insanların hayat hikayelerinin filmlerini izlesem garip bir tutkuya kapılıyorum. Sanki Bird Box filmindeki doğa üstü canlının insanların gözünü karartıp onları ölüme çağırması gibi bir şeyler bana bir kuş gibi özgürce kanatlanıp uçmamı söylüyor.

Uğraştığım alanda yavaş yavaş boşlukları görmeye başladım. Gün gittikçe içimde fırtınalar kopsada, henüz giriş yolumu bulmuş değilim. Önümde bir sürü seçenek var ve hangisinin daha doğru ve hızlı bir yükseliş getirebileceğini kestiremiyorum. Biraz daha zamana ihtiyacım var. En azından iç sesimi dinlediğimde doğru zaman için daha vaktim olduğunu hissettiğimi biliyorum. Bence bu fazla zaman almayacak. Belki bu yaz belkide önümüzdeki sene bu zamanlar başlangıç tarihi olacak. Heyecanlı bir dünyadan bahsediyoruz. Dünyanın dört bir yanındaki üretken insanların delice bir şeyler ürettiği ve bu ürettiklerinin insanlara gerçekten dokunmadığını görüyoruz. Bu sadece bir şov biznıs olarak gözüküyor. Ürettiklerimizin değeri ancak başkaları içinse bir değeri olur.

Maker’ların ürettikleri, kolayca insanlara ulaşabilmeli ve kullanılabilmeli. Fikirleri evlere taşımalıyız. Bir devrim yaşanıyor ama sahipsiz bir devrim. Binler amaçsız bir şekilde bir dalgaya kapılmış gidiyorlar. Bazıları diyor ki “çocuklar için robotik kodlama eğitimi” bazılarıda “üretmenin gücü” hepsi bu işi samimi olmayan pazarlama araçlarına dönüştürüyor. Bu iş anlatılanlardan dahada fazlası. İnsanların eline geçen gücün farkında değiller. Şu anda bizler bugüne kadar yaşadığımız bütün devrimlerin en üst düzeyini yaşıyoruz.

Allah Bizi, Birbirimiz İçin Çalışalım Diye Yarattı

İnsan ne ile yaşar? Sevgi ve amaçla. İnsanı sevgi besler, amaç geliştirir. Her zaman üretmenin öneminden bahsederim. Şimdi işler dahada ciddi.

Allah’ın kurduğu düzende sahip olmak istediğimiz şeylere sahip olmak için, onunla eşdeğer değerde bir şeyi insanlık için bizde üretmeliyiz ya da onu bizim için bize alacak bir gönüllü bulmalıyız. Marketten aldığımız sebzeler oraya nasıl geliyor? Şehir yaşantısında, eğer memursanız kendi sebzenizi yetiştirme imkanınız yok, onun yerine siz çiftçinin devletle alakalı olan kısımlarındaki problemleri çözüyorsunuz, o da sizin için yiyeceğinizi üretiyor.

Sistem böyle. Tanrı diğer insanların işine üreterek yaradığımızda önümüzü açıyor, işlerimiz rast gidiyor. Üreten adama çığ kesmez.

Mühim Olan Giriş Yolunu Bulabilmek

Zengin olmuş işletmesini kendi kendine para kazanabilir haline getirmiş insanlara sorun: işin en zor kısmı neresiydi? İlk milyonunu kazanmak mı? Yoksa 10 milyonunu mu?

Size vereceği cevap eminim ilk 1 milyonu olacaktır. Peki ama neden böyledir? 10 milyon gibi 1 milyonun 10 katı olan bir parayı kazanmak neden ilk milyonu kazanmaktan daha kolaydır? Cevap basit: bir insan patron olmadan önce işçidir. Ulaşmasını istediği yeri ilk önce tespit eder. Daha sonra işin en zor kısmı olan giriş yolunu arar. Kimi zaman bu lokasyonu işlek bir yerde olan dükkanda ne işleteceğidir, kimi zamanda bu sahip olduğu fikirlerden hangisiyle işe başlayacağıdır. Hangisi daha az maliyetli? Hangisini yapabilirim? Hangisini insanlar alacaktır? Buna karar verdikten sonra artık sıra yola koyulmaya gelmiştir. Bazıları tek başına, bazıları ortaklarıyla harıl harıl çalışırlar. Geceleri gündüz, terleri alınlarında olur her zaman. Bazen inerler bazen çıkarlar onun stersini yaşarlar. Gelecek kaygıları sarar dört bir yanlarını. Rahat uyku uyuyamazlar işletmelerini ayakta tutmayı düşünmekten. Kimileri için bu 10 yıllar alır kimileri için 5 hatta 3. O ilk milyonu kazanana kadar her şey o kadar yavaş ilerler ki, geriye dönüp baktıklarında, çok zaman geçmiş gibi hissederler.

Peki ya ondan sonra? Ondan sonra ne mi olur: artık çoğalmaya başlamışlardır. Onun yaptığı işi yapacak çalışanları olmuştur artık. Hatalı para çıktıklarını telafi edecek para havuzu, yeni fikirleri hayata geçirecek kaynağı bulmuştur. Ondan sonrası için geçmişte verdikleri onca emeğin karşılığının kat ve kat fazlası olarak çalışanlarıyla birlikte almıştır o patron. 10 milyonunu kazandıktan sonra artık 100e dikmiştir gözünü. Onu asla korkutmaz çünkü o 0 dan ilk önce 1 milyona sonra ondanda kısa bir sürede 10 milyona çıkmıştır. O sadece giriş yolunu bulmanın mücadelesini vermiştir.

Hangi alanda olursa olsun, aklına kendi işini yapmayı getiren insanın önündeki en büyük dert nereden başlayacağıdır. Bazıları daha önce açılan yoldan yürümeyi tercih ederler, bazılarıda kendi yollarını açmayı tercih ederler. İşte dünyayı inşaa edenler onlardır. Onlar en kadim görev olan yolu açmış ve arkasında onu takip eden henüz kimse yokken, inançla o yolda yürümeye devam etmiştir.

Sabahını Yöneten Tüm Gününü Yönetir

Eğer kişisel gelişimle ilgilendiyseniz, en az 1 kere bu cümleyi duymuşsunuzdur. Peki bu cümle gerçekten size ne ifade ediyor?

Bu cümleyle beraber sabahları erken kalk curcunasınıda şahit oluruz. Başarılı insanların ortak özelliği diye tanıtılan sabahları erken kalkma olayı, inanın bana eğer milyon dolarlık ve gerçekten meşgul biri değilseniz sizin için geçerli değil. Sabahları erken kalkma olayı diğer insanlardan öne geçmek için yapılır. Onlardan önce uyanıp yola koyularak, onları geçme fırsatı verir size. Ama sizin daha rakibiniz yoksa böyle bir şeyi niye yapasanızki?

Sabahını yönetme olayına dönecek olursak; bu olay gerçekten esastır. Sabahları ne yaptığınızı bir düşünün. Yatakta uyandıktan sonra 10 veya 20 dakika geçiriyorsunuz. Bu zamanı beyninizi uyuşturmaya yarayan sosyal medya hesaplarınıza bakarak harcıyorsunuz. Peki ya sonra? Nazlı nazlı kalkıp tuvalet ihtiyaçlarınızı gideriyorsunuz. Eğer bir yere gideceksiniz ve aceleniz yoksa, hazırlanıyorsunuz ve evden çıkıyorsunuz. Eğer bir yere gitmeyeceksiniz, kahvaltınız olana kadar yine beyninizi uyuşturuyorsunuz. Kahvaltınızı yaptıktan sonra peki? Yine o gün için yapılacak işleri yapmıyor, 1-2 saat ilerisine atıyorsunuz. Ve yine beyninizi uyuşturuyorsunuz. Bu döngü her gün devam ediyor. Olması gerek şey ne peki? Başarılı insanların ortak özelliği sabah erken kalkmak değil sabahını yönetmektir. Sabahını yönetmek ise, o gün içinde yapacağınız tüm işleri sabah uyandıktan sonra yapmaktır. Böylece işlerinizi erkenden bitirdiğinizde, beyninizin tüm kanalları açılmış olacak ve her türlü çalışma için çalışkan bir ruha sahip olacaksınız.

Sabahları kalkıp beyninizi uyuşturmanın hayatınıza nasıl etki yaptığını şimdi anladınız mı?

Bu Yıl, Benim Dünya’daki Son Yılım

Detaylarını çok net hatırlayamadığım bir başarı öyküsünde, alanında sıradan çalışmalar yapmış bir insanın, yakalandığı hastalık yüzünden 1 yıl ömrünün kaldığını öğrenmesiyle, o 1 yıl içinde yaptığı çalışmalar ile zirveye oturduğu ve başarıyı yakaladığı hakkında bir hikaye duymuştum. Hatta bu insanın daha sonra tekrar test yaptırıp aslında 1 yıl ömrünün kalmadığı, testlerin yanlış olduğu anlaşılır. Ama bu insan, bu sıkıştırıcıyı kullanmış ve o yıl içinde yaptığı çalışmalar sayesinde başarılı olmuştur.

Bu muhtemel bir şey. Hayatta belkide yapılması en zor şeylerden biri, bir şey yapmak için kazanılması gereken motivasyondur. Bunu sen kendine kazandırmalısın. Bir başkası tarafından sana verilmemeli ve kalıcı bir şeyler bulmalısın. Başkalarını örnek almak veya diğer yöntemler uzun süreli olamıyor. Gerçek geri dönüşü olan bir yol bulmak gerek.

İşte 1 Ocak 2019’dan itibaren, içinde bulunduğum her yılın aslında o yılın benim son yılım olduğunu düşünerek imparatorluğumu inşaa edeceğim. Ne kadar başarılı olacağımı göreceğiz 🙂

Üzüm Üzüme Baka Baka Kararır

Ankara’daki gelişmeleri her fırsatta çevreme anlatmaya başladığımda insanlar bunun bir psikolojik sorun olduğunu dile getiriyorlar. Aşırı sempatizan ve tarafçı tavrım yüzümden ciddiyetede alınmıyorum. Ama bunu bu ölçümde devam ettirirsem insanların kafasında derin bir iz bırakmış ve bu fikrimi onlar sayesinde geleceğe taşıyabileceğim.

Ankara’nın görevi çok önemli bu topraklarda yaşayan toplum için. Şu an Türkiye’de tek teknoloji üssü burası. İstanbul’daki bilişimciler, tamamiyle ticaret odaklı olduğu için onları adamdan saymıyorum. Yaptıkları işler global olsa belki şans verirdim ama adamlar yemeksepetini bile sattılar. Onlara en ufak güvenim ve inancım yok. Bu işi ancak Ankara yapabilir. Ki yapıyorda zaten, Udemy, Jotform, TaleWorlds, edelkrone Ankara’nın eserleri. Burada değişen bir atmosfer var. Ekonomideki payı siyasilerin çocuklarının şirketleri ve ihale paylaşan inşaat şirketlerinden ziyade teknoloji şirketlerinin ciroları ile gündeme gelmeye başladı. Bunun bu toprakta yeşermesinin sebeplerini sıralayalım. Odtü, Hacettepe, Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Aselsan, TAİ, Roketsan, Havelsan, Tübitak SAGE, STM gibi şirketler. Bu devlet oluşumları burada inanılmaz bir insan gücünün yetiştirilmesi ve barındırılması görevini üstleniyor. Son yıllarda inanılmaz derecede katlanarak artan savunma sanayi girişimleri bölgeyi dahada güzelleştirdi.

Savunma sanayi sayesinde sanayiciside gelişti Ankara’nın. Odtü gibi üniversitelerin öğrencilerinin yaptığı girişimlerden ziyade ostimdekilerde yeni bir kol yarattı Ankara’da. Daha bu başlangıç. edelkrone’dan 2 tane daha yeşermeye başladığında görün siz bu şehri. İlk milyar dolarlık şirket çıktığında ise burayı 2. silikon vadisi olarak anacaklar benden demesi. Bu şehri öyle bir inşaa etmeliyiz ki 1000 yıllık bir plan olsun. Ki ben bu planları yapmaya hazırım. İnsanlar bilmesede bu şehirde yaşanacak olayları ve oluşumları tasarlayacak ve öyle öleceğim.

Ankara’da bu kadar şirket olmasına rağmen, hala kimsenin bu durumdan haberi yok. Ankaralının bile bu şehirde neler olup bittiğinden haberi yok. En büyük sorunda bu zaten. Eğer bunun detaylıca reklamı yapılıp haber olsa, girişimciler hem yalnız hissedip umutsuz olmayacak hemde akın akın girişim yağacak. Ama kimse bunun farkında değil. Türkiye’deki bütün global teknoloji girişimleri Ankara’ya gelmelidir, burada oluşan hazır ekosistemi zenginleştirmelidir. Böylece buna bir ivme kazandırırız.

Ankara’nın Türkiye’nin teknoloji üssü ilanı ve girişimcileri çağırma genelgesi, ancak Türkiye’yi kaçan trenleri yakalamaya biraz daha yakınlaştırır. Tek yol Ankara! Tek yol üretim! Mansur Yavaş işi biliyor gibi gözüküyor.

Hata Yapma Olasılığı Bir İnsana Göre Katlarca Az Olan Bir Bilgisayar Tarafından Mı Yargılanmak İstersiniz, Yoksa Sıradan Bir İnsandan Mı?

Hukuk ve sistemi oldukça basit bir yapıdır. Mahkeme ortamları avukatların tersine çevirebileceği oyunlar ve savaşlarla adeta kuralları yeniden yazabilir. İşte burada adaletsizlik ve dengesizlik meydana geliyor.

Bir suçun tanımı ve cezası anayasa denen kitapta yazar ve insanlar buna göre yargılanmaları hakimler ve savcılardan beklenir. Ancak burada hakimin kanına savcılar ve avukatlar girip kararı manipüle edebilirler. Profesyonelce uygulanan teknikler insanları ikna edebileceği gibi, anayasada yazılandan da farklı bir sonuç çıkarabilir. Bu eğer yargılanan masumsa, hapse girebileceği gerçeğini doğurur. Böylece adaletsizlik ortaya çıkar. Hakimlerin rüşvet veya çeşitli sebeplerden olaya bakış açısının değişmeside yaşanabilir. O anki herhangi bir şeye duyduğu öfkede davanın sonucuna yansıyabilir. İnsanlar duygusal canlılardır ama adaleti sağlamak mantık içinde yapılabilir.

Meclis 600 milletvekilinden oluşan bir kurumdur. Her vilayetten nufüsuna göre sayısı belirlenmiş vekil, o vilayetin vatandaşlarının herhangi bir kanun teklifine vereceği tepkinin ortalamasını temsil ederek, oylamaya katılırlar. Gerçek böyle olmasada meclisin, oluşturulma prensibi budur. Neredeyse her vatandaşın elinde telefon ve çevresinde internet olduğu bu dünyada bir insan tarafından temsil edilmeye gerek var mıdır? Elbette hayır. Bir mobil uygulama veya internet uygulaması sayesinde her vatandaş her kanun teklifine kendi kararını anında iletebilir. Böylece meclis denen kuruma ihtiyaç kalmaz ve milyarlarca liralık tasarruf ve makam istismarının önüne geçilir. Olması gereken budur.

Hemen hemen her bilgisayar oyununda yapay zeka vardır. Yapay zekanın kendi kararını yorumlayarak vermesi gerekmez. Yapay zeka ona verilen talimatları otomatik olarak yerine getirmeside onu yapay zeka yapar. GTA oyununda araba süren veya yolda yürüyen bir insan, yapay zekadır. Ona yapılması gereken kodlar aracılığıyla verilmiştir. İkisinede önünde bir engel yoksa devam etmeleri ve rastgele şekilde bir yöne doğru hareket etmeleri söylenmiştir.

Aynı şey neden adaleti dağıtma sisteminde olmuyor? Neden duygusal ve hata yapma oranları yüksek olan güvensiz canlılar insanların yerine, aynı anda trilyonlarca işlem yapabilen mantık altyapısıyla kurulmuş, hata yapması imkansız olan makineler yapmıyor bu işi? Böylece herkes adil bir biçimde yargılanabilir. Çünkü her suçun ceza karşılığı kitapta belirtilmiştir. Eğer bir kitabı makinaya verip okutturup ve o kitaba göre yargılama yapmasını emredersek, o bu işi hatasız ve eksiksiz yapacaktır. Elimizde bu teknoloji fazlasıyla mevcut.

O yüzden şahsım olarak ben, karar vermesi onlarca aptal, elimizde olmayan sebeplere dayanan değişkenlere sahip insanlar tarafından değil, sadece ondan isteneneni yapan ve herhangi bir çıkarı olmayan bilgisayar tarafından yargılanmayı kabul ederim. Bir insanın bu tür bir yargılama yapmasının yetkisi yoktur. Eğer bu teknolojiyi kullanmamaya devam edersek, adaletsizlikler ve belirsizlikler artacaktır.

Utangaç Çocuklar Yetiştiriyoruz

Halkımızın sıradan insanlardan oluşmasının sebebi, erken yaşlarda yaşıtlarının onları ezmesi ve onları içlerine kapatmasıdır. Sınıfın IQ’sü düşük ama çenesi laf yapan atarlı çocuklar, onlardan daha zeki olan çocuklara baskı kurarlar. Ve onları arkadaşlarının önünde küçük düşürmek onlara özgüven sağlar. Bunu ezdiği çocukların özgüven eksilmesiyle yapar.

Çok bilinçsiz öğretmenimiz var. Bizlere sevgi ve saygıyı en önemlisi saygıyı öğretmeden akşam evde ne yiyeceklerini düşünürler. Bizi başı boş bırakırlar. Çok iğrenç öğretmenlerimiz var. Çocukların özgüven eksikliğinin kalıcı bir probleme yol açacağını bile öğretmenlerimiz, bütün öğrencilerine birbirlerine saygılı olmayı öğretir. Bir öğrencisinin diğer öğrencisini ezmesine müsade etmez. Aralarında rekabet oluşmasını engeller. Bu öğretmene sahip olanlar, içlerindeki sesleri dinleyip alanlarında başarılı olurlar.

Her erken yaş öğretmeninin bu farkındalıkta olması sağlanmalı ve çocuklarımızın içindeki sesin ölmesi engellenmeli.

Okul içi boş bir kurum olduğunu bana tekrar kanıtladı

Hayatımın hiçbir döneminde okulun bana sağlayacağı şeylerin bana faydası olacağını düşünmedim. Anaokulundayken sınıfın en yaramazı olup, hiçbir söz dinlemiyordum. Orada bana öğretilen hiçbir şey yoktu. Benim o okuldan kazandığım tek şey işte olan anne ve babama karşı duyduğum özlemdi.

İlkokula geldiğimde kendimi çok yabancılamıştım. İçime kapanmaya başladım çünkü artık acımasız bir topluluğun içindeydim. Zorunlu ödevler ve baskı sürekli üstümde baskı kuruyordu. Öğretmenlere karşı o kadar bastırılmış ve nasihat dinlemiştim ki o adeta benim sahibim gibi bana her şeyi yapabilirdi. Ondan azar yemek inanılmaz acılı, ondan tebrik almak ise inanılmaz değerliydi. Küçük yaşta bu maskeyi görmüştüm. Bana başından beri içi boş gelmişti. Okul bana bugüne kadar hiçbir istediğini yaptıramadı. Beni sadece zorunlu tuttu. Üzerimde baskı kurarak içimdeki ruhu öldürdü. Onu hiçbir zaman affetmeyeceğim.

Ortaokulda baskı çok daha artmıştı. Artık her sene girmem gereken SBS diye bir sınav ve erken yaşta tatmam gereken bir stres vardı. Öğretmenlerim çok şerefsizdi. Siyaset yapıp kendi fikirlerini bize aşılarlar ve onların hoşuna gitmeyen çocuklarla dalga geçip, önümüzde küçük düşürürlerdi. Bazen bu ben olurdum. İlk defa ortaokulda bağımsızlığımı elde ettim. Dersleri sallamıyor, hiç çalışmıyordum. O günlerde oynadığım oyunlarda yaptığım girişimcilik bende bugünlerde kazandığım tecrübeleri sağladı. O zamanlardan, gerçek anlamdaki okulu hayatımdan kazanmaya çalıştım.

Liseye geçtiğimde zaten her şey bitmişti. Lisede hiçbir bok yapmadığım gibi birde ailemin liseden bari mezun olsun diyerek özel okula yatırdığı binlerden sorumluydum. Okul başından beri sahte bir kurumdu. Öğretmenler çok donanımsızdı. Çocuklara özgüven kazandırmak yerine yok ediyorlardı. Çocukları sevmeyip, arkalarından gerizekalılar diyen öğretmenlerim vardı. Anlamadığım konuyu tekrar anlatmayan anlasaydınız diyen öğretmenlerim oldu. Özel ders almayanları kayırmayan, öğrencisi olarak görmeyen öğretmenlerim… Her şeye rağmen ben kendi iyiliğim için okuldan bir şeyler kazanabilirdim. Ama sistem bana o fırsatıda tanımadı. Beni ezbere alıştırdı. Bugün beden eğitimi dahil görülen tüm dersler ezberden ibaret. Bir şeylerin tanımını ve formülünü ezberlemek zorunda değilim. Eğer okul beni gerçek hayata hazırlayan kurum ise, o tanımı veya formülü her an istediğim yerde internetten sağlayabileceğimi bilirdi. Bana sınavda sadece alıştırma sormalıydı. O ise bana formül sordu. Her zaman böyle oldu bu.

O yüzden okul beni hayatımda her zaman karşılaştığım sorunları daha önce bir yerden öğrenmiş olabileceğim yanılgısına düşürdü. Beni düşünmeden hareket etmeye alıştırdı. İçimdeki yaratıcılığı öldürdü. Okul berbat bir kurum. Çağımızın isteklerini cevaplamıyor, sadece insanları sıradanlaştırıp birilerinin hizmetine sunmak için ezber makinesi haline getiriyor. Okulu yıkacağım. Hayatımda gördüğüm en büyük kötülüğü okuldan gördüm. Şu an üniversitede olup, mesleki eğitim alsamda hala formül ve tanım ezberliyorum. Beni hiçbir şeye hazırlamıyorsun okul! Sadece içimdeki çocuğu öldürdün. Şimdi ise hala içimdeki heyecanı öldürmeye çalışıyorsun!

Seni tamamiyle değiştireceğim. Seni yok edeceğim. Çocukları senden kurtaracak, onları daha güzel bir dünya yaratmaları için eğiteceğim. Bir daha senin gibi aptal bir şey icat etmeyelim diye onlara senin tarihini anlatacağım. Sen milyarlarca insanın içindeki ruhu öldürmekten sorumlusun. Bizden sonrakileride yok etmene izin vermeyeceğim! Ana amacım bu olmasada, bir gün yaptıklarım sanada dokunacak.