Türkiye’de Satış Yapıp Zengin Mi Olacağını Sanıyorsun?

Gelişmiş medeniyetlerde yaşayan zengin insanlara baktığımda, onların servetlerinin ve bundan sonra yapacakları yatırımların, emniyette olduğunu hissettiklerini görüyorum. Bu, onları güçlü de gösteriyor. Belirsizliklerin ve adaletsizliğin olmadığı ülkelerde yaşayan bu insanlar, yaşadıkları topraklardaki sorunlara odaklanmayarak kendi işlerine bakıyor. Onların gündemini ülkesinin sorunları kapsamıyor. Çünkü o, sorunları çözmesi için zaten sandıkta oy vererek birini işe almış.

Bizde ise durum böyle değil. Biz vatansız yaşayamaz, onun tüm sorunlarının çözümleri için kendimizde söz hakkı ararız. O yüzden birlik ve beraberlik içinde hareket ediyor, yaptığımız hareketlerin başkalarına bir etkisi olabileceğini biliyoruz.

Bu bizde dikkat bozukluğuna yol açıyor. Yaptığımız işe odaklanmak yerine, dikkatimizi başka yerlere veriyoruz. Bu yüzden vizyoner değiliz. 10 yıl, 5 yıl, 3 yıl, hatta 1 yıl sonra neler olabileceğini düşünemiyoruz.

2015’te henüz 16 yaşındayken liseden sınıf arkadaşım Çelik Berk ile aklımıza gelen bir fikri hayata geçirmek için bir yola çıktık. Fikrimiz basit ve herkes için faydalı bir şeydi. Kafe ve restoranların menülerini internete taşımak istemiştik. Bunu müşterilere, o mekana gitmeden ne ile karşılacağını bilmesini sağlamak için yapacaktık. Üstelik işletmelerden herhangi bir bedel istemiyorduk.

Kağıt üzerinde mükemmel bir fikirdi. Restoranlar kendilerini bir profil sayesinde müşterilerine tanıtabilecek, ihtişamlı menülerini internet sitemizde sergileyerek bizim dolar milyoneri olmamızı sağlayacaklardı. Bizde onlara müşteri sağlayacaktık. Kazan kazan modeliydi.

Daha sonrasında bir gün, okuldan izin alarak çıktık ve sahada restoranlardan menü toplamaya başladık. Bir sürü yere gittik. Telefonum 30binden fazla adım attığımı söylüyordu. Onlarca kişiyle konuştuk, kiminden kartvizit, kiminden telefon, kiminden de menü aldık. Ama bunu bir orana vuracak olsaydık, gittiğimiz yerlerden tam tamına %80’i bizimle ilgilenmedi ve herhangi bir şey vermedi. Bize herhangi bir menü vermeyen mekanlar bizi çok soğuk karşıladı. Adeta apartmanda zilleri çalıp internet hizmeti satmaya çalışan pazarlamıcalar gibi gördüler bizi.

Bu bizi demolize etmişti. Kendimizi baya kötü hissettik. Normalde, bu iş ile alakalı olmayan herkesin bile fayda bulabileceği bu işi mekan yöneticileri elinin tersiyle itmişti. Çünkü internetin gücünün o zamanlar bile farkında değildi. Vizyonu o kadar gelişmemişti. O medyanın ona söylediği şeylerle yetinip, araştırmadan gündem içinde yüzen biriydi.

Türkiye’de mükemmel bir motivasyonla birleşen takımlar, ürettikleri ürünleri satmak için sahaya çıktıklarında umutları tükeniyor. Ürünleri game changer olsa bile kimse onlara sıcak bakmıyor. Onları demolize ediyor bu. Bu işi yapmaktan vazgeçiyorlar. Halbuki o kadar soğuk karşılanmayıp satış yapabilseler, kısa bir sürede yurt dışına açılacak ve ülkemize mükemmel bir değer katacaklar.Ama yok, gittikleri müşterileri onları kendilerine fayda sağlayacak birileri olarak görmeyip, onlara köstek oluyorlar. Onlarla rekabet ediyorlar.

O yüzden sözüm odur ki hiçbir zaman Türk’e bir şey yapmayın. Türk’ü unutun. Dünya vatandaşlığına geçin ve dünya için bir şeyler yapın. Satışlarınıza önceliği Türkiye’ye vermeyin. İlk önce burada satıp biraz sermaye kazanıp yurtdışına açılırız demeyin. Çünkü sizi bekleyen bir domuz olacak karşınızda.

Amerika Neden Amerika?

Özel Olmayı İstiyorum yazımda bahsettiğim gibi hayatımızı filmlere göre şekillendiriyoruz. Eğer bir çocuğa izlemesi için bir film getirirseniz, o filmde yaşananlar o çocuğun hayatında yer edinir. Eğer ona süper kahraman filmi getirirseniz, çocuk, süper kahramanın dünyayı kurtarmanın ödülü olarak, kazandığı şöhret ve saygıyı gördükten sonra, o süper kahraman olmak isterse, o çocuğu tutamazsınız.

Peki, bu söylediklerimden sonra Hollywood gibi bir endüstrisi olan Amerika’yı nasıl değerlendirirsiniz? Evet şu an aklınızdan geçtiği gibi neden oradan Steve Jobs’lar, Bill Gates’ler çıktığını biliyoruz. Bir de bizim yetiştirdiğimiz çocuklara bakalım. Yetişmiş olanlara bakarsak (günümüzdeki orta yaşlılar) hep bir trip içindeler. Hepsi ağa, paşa gibi davranıyor. Hepsinin burnu bir havada.

Peki neden böyleler? Çünkü izlediği diziler ve filmler hep ağa, paşa olmanın verdiği saygınlığı ve şöhreti anlatıyor. Kurtlar Vadisi için televizyona kitlenenleri şimdi daha iyi anlıyoruz.

Ben açıkçası bu konuda biraz şanslıyım. Kendiminde, gelişimimde büyük rol oynayan amerikan filmlerine borçlu olduğumu düşünüyorum. Nede olsa girişimcilik hayatım, küçükken Antalya’ya yaz tatili için giderken, otobüste izlediğim bir film sayesinde başladı. Zuckerberg’in Facebook’u kurma hikayesini anlatan film beni inanılmaz etkilemişti. Tüm dünyam değişmişti ve artık ben ben değildim. O anı, ve yaşadığım hisleri tekrar hatırlarken büyük heyecan duyuyorum.

Ürettiklerinin, başarıları sadece kendi aralarında oluşturdukları şovlar ile sınırlı kalmayıp, hayatlarımıza işlemiş olan bu endüstriye bütün hayatımızı bile borçlu olabiliriz. Toplulukların hayatlarına etki edip, onların düşüncelerine yön veren bir güç olarak yorumluyorum bunu. Benimde bir parçası olduğum bu sektörü, tanıyıp, gücünü bilmek, bana bahşedilen bir şans.

 

Kaçımızın Büyükbabası Üniversite Mezunu?

Benim akranlarıma bir sorum var. Kaçımızın büyükbabası üniversite mezunu?

Zamanında harf inkılabı yapıldığında yerel halk (özellikle anadolu halkı) çok sert bir şekilde karşı çıkmıştı. “Gavurların, kafirlerin dilini kullanmayız!” Diyerek çok sert tepki gösterdiler. Buna zamanla alışacak ve soğuyacaklardı. Ama çok büyük bir hataya sebep oldu bu devrim. Çünkü o zamanlarda halkımızın çoğu kırsalda yaşıyordu.

Atatürk eğitime çok önem verdi. Elinden geleni ardına koymadı halkı gelişip üretsin diye. Çok güzel adımlar attı, köylerimize okullar kurdu, öğretmenler atadı. Ama okullara giden öğretmenler hiç beklenmedik şeylerle karşılaştı. Yerel halk çocuklarını okullara göndermedi. Öğretmenleri köyde barındırmadı. Öğretmenler civar köylerde onlara ılımlı olanların yanında kalıp, ders saatlerinde onlarca metre yolu yürüyerek eğitim vermeye çalıştı. Yerel halkın gerekçesi öğretmenlerin gavur dili öğretiyor düşünceleriydi. 

O zamanların çocuklarının pek bir azı eğitim gördü. Benim büyük babalarımda eğitim görmeyenler arasında. Ne acıdır ki o zamanın insanları harf devrimini gavur dili olarak görmüş ve çocuklarını okullara göndermemişler. 

Bence bu beklendik bir hareket. Müslüman olan, dinine ve adetlerine bağlı olan bu toplumun bunu kabullenmesi mümkün değildi. Bunun yavaş yavaş yapılması gerekirdi. Atatürk vizyoner bir insandı fakat bu konuda hata yapmıştı. Çünkü o zamanın eğitim görmeyen insanları bizi 1 nesil geriye düşürdü. 

Ya harf inkılabı, daha geç yapılacaktı ya da toplumdaki bu düşünce engellenmeye çalışılacaktı.

Bunun giderilmemesi bize 1 nesile mal oldu.

Özel Olmayı İstiyorum

Benim dönemimde büyüyen çocuklar ve sonrası, süper kahraman filmleri izleyerek büyülendiler. İzlediğimiz Amerikan filmlerinde, sonlar hep diğer insanların takdirini alan bir başrol ile biterdi. Doğal olarak bu bizi etkiledi.

Biz büyüdükçe, hareketlerimiz yapmacıklaşıyor. O zamanlarda hayalini kurduğumuz geleceği sağlamak için garip garip hareketler yapıyoruz. Başlıca onları taklit ediyoruz. Hayatımızda yaşadığımız her şeyi ya film gibi olmasına yoruyor, ya da film gibi olmasını sağlıyoruz.

Aynı filmde ciddi 2 karakter arasında ciddi bir konuşmayı gerçek hayatta yapmaya çalışıyoruz. Taraflar konuşmaya başlamadan ciddi bakışlar atıyor ve konuşmak için filmlerdeki gibi doğru zamanı bekliyoruz. Filmlerdeki gibi havalı ve kifayeli kelimeler kullanıyor artistlik yapıyoruz. Böyle bir neslin geleceğini hayal edin. Süper kahraman filmlerindeki süper kahramanlar sıradan insanlar değil. Diğer insanlara göre, onlardan daha zeki ve sahip oldukları şeyler daha fazla.

Oysa bizler hepimiz o filmi izledikten sonra öyle biri olabileceğimizi hayal ediyoruz. İçimizdeki en içine kapanık, sıradan olan biri bile bunu istiyor. Olabileceği hatasına düşerek hayatında olamayacağı biri olmaya çalışarak, zaman, enerji ve para kaybediyor. Bu çok talihsiz bir durum ve ciddi bir kaynak kaybı. Amerikan film sektörü tüm dünyayı böyle olumsuz etkiledi. Çocuklarımız bizim gibi ütopik dünyalarda yaşıyor. Zorlukları kabullenmiyor, onlarla savaşmıyorlar. Her şeyi ayağına bekliyorlar. Bunun olması televizyon ve sinema dünyasının ve de onları bu dünyadan soyutlayamayan bizlerin suçu.

Olamayacağı kişileri, olabilecekleri zanneden nesiller, dünyada sahip olduğumuz bir çok kaynağı gereksiz şekilde tüketiyor. Normalde başka bir şekilde harcaması gereken zamanla elde edebileceklerini umursamıyor, onlar için hiçbir zaman gerçeğe dönüşmeyecek şeylere inanıyorlar. Bu bizim toplumda top noktada.

Sözlerimi şununla noktalamak istiyorum. Herkes girişimci olamaz, herkes iş dünyası dergilerine kapak olamaz, herkes iş kurmak zorunda değil. Bunları yapan insanların çoğuda ürünler nasıl yapılır bilmiyorlar. Teknik değiller. Onların yapamacağı şey, onların satabileceği ürünleri yapmayı bilmemek. Sizler bu dünyaya bu girişimcilik için gelmemiş olabilirsiniz. Tanrı belirli özellikleri size bahşetmemiş, sizi bu durum için eğitecek gerekli ortamı sağlamamış olabilir. Belkide siz birilerinin satabileceği ürünleri oluşturmak için dünyaya geldiniz. Satışını yapacak insanla birbirinizi tamamlıyorsunuz. Onu bulduğunuzda yola koyulun. Bol şans!

Uçak Yapmakta Ne Var?

Bazen amcalarım, kuzenlerim ve ailecek birlikteyken,(belli düzeyde teknik insanlar. Mühendis vb.) sahip olduğum düşünceler onları kızdırabiliyor. Kendimi iş yapma konusunda bilgili olarak biliyorum. Sahip olduğum bilgileri aileme aktarırken küçümseyici laflar kullanabiliyorum.

Teknik insanların yaptıkları işi bazen kolay olarak nitelendiriyorum. Oysa onun yaptığı iş 0’dan bir mikrodenetleyici mimarisi tasarlamak olabiliyorken. Fakat ben onun bu zorlu macerada yürüttüğü mücadeleye kolay demiyorum. Onun bu işi yapabilmesine dayalı olarak “O bu işi yapmış başkası niçin yapamasın” diyorum.

Bu karşı tarafta öfkeye yol açabiliyor. Bu işin neyi gerektirdiklerini benden daha iyi bilenler bana kızgınlıkla bakıyor. Ama bilmedikleri bişey var. Eğer ben bu işe kolay gözüyle bakıyorsam, iş insanı olarak bakıyorum demektir. Benim gördüğüm nokta ileride parasıyla tutabileceğim insanlar bunu yapabileceklerdir dir. Kendim yapabileceğim anlamına gelmez.

Dünyada herhangi bir yerde herhangi bir zamanda daha önce bu iş yapıldıysa tekrar yapılabilir. Asıl zor olan daha önce yapılmamış şeyleri yapmak. Yaratıcılığı ve özgünlüğü kullanarak bir şeyler inşaa etmek. Yoksa Fransızın, Amerikalının yaptığı uçağı bizde yapsak alkış alacak bir durum olmaz. Bana sorarsanız uçak yapmakta kolaydır.

“Parayı veren düdüğü çalar.”

Sınırları Zorlamak

Bazen, zorlu bir problemi gördüğümüzde, bunun ne kadar zor olduğunu ve bunu çözmenin imkansız olduğunu düşünürüz. Eğer bir şeyler veya birileri bizi bunu çözmeye zorlarsa çözmeye başlarız. Artık çözmeye başlayınca işler değişir. Bir yerlerden bu sorunu çözmeye başladık demektir.Bu aslında pek bir anlam ifade etmiyor gibi olsa da çok önemli bir harekettir.

Ne demişler “başlamak, başarmanın yarısıdır”.

Yola başlamadan önce çözümünün imkansız olduğunu düşündüğümüz bu sorunu çözmeye devam ettikçe bu algının kırıldığını farkederiz. İşler baya karmaşıklaşır ve konsantre olmakta zorlanırız. Dikkatimiz dağılsa ve hevesimiz ara ara kaçsada, bir taraflarından doğru çözüm yaptıkça yakalarız. İmkansız olarak gördüğümüz şey git gide bize doğru yaklaşmaya başlar. Bir kısmını çözerken elde ettiğimiz başarı bizi motive eder ve bir bakmışız ki çözüm ile karşı karşıyayız.

İşte bu herkesin yaşadığı şey. Okuma yazmayı öğrenirken yaşadığımız zorluğu hatırlayın. Ö mü o mu derken şu an karşımıza çıktığında beynimiz bunun bir soru olduğunu bile düşünmüyor. Her sorunu aştıkça beynimiz artık onu bir rutine dönüştürüyor. Ama o rutini kazanmak için beyin muazzam bir çaba gösteriyor. Normalinden 2 kat enerji harcıyor ve nöronlar arasında milyarlarca çarpışma yaşıyor. O çarpışmalar 1 kere yaşandıkça artık beyin bunu sürekli yapıyor. Daha önce sınırlarını zorlayarak yaptığı bu iş artık onun daha önce yapmayı öğrendiği bir iş olduğu için kolaylaşıyor.

Beyin kendi sınırlarını zorlayarak bir şeyler öğrenebilir. Sıra dışı özelliklere sahip olabilmek için sınırları zorlamak gerekir. Beyin bu hareketi pek sevmez. Bunun farkında olup, onun konfora düşmeyeceği şekilde hayatımızı şekillendirmeliyiz. Her gün onu zorlamalıyız ki daha fazla nöron çarpışarak bağ kursun. Bu bizim hayatımızı kökünden etkiler. Öğrenmek için sınırları zorlamak gerekir.

Okulu motive eden hafta sonu tatili

Bizi bir şeyleri tamamlamaya iten nedir? O işin sonunda alacağımız mükafattır. Örneğin bir öğrenci yılda 52 tane sahip olduğu haftanın 5 gününü bir okula veriyorsa, onun için 2 günlük hafta sonu tatili bir ödüldür.

Karmaşık ve çok zorlu matematik hesaplamaları olan bir elektronik projesinde bizi o projeyi bitirmeye iten, işin sonunda alacağımız prim, itibar veya herhangi bir ödül olabilir. Hayatta her şeyi sonucunda bize katacak faydalar için yapıyoruz.

O yüzden hiç kimseyi sonunda onun faydasına olmayacak bir şey için ikna edemezsiniz. Bir insanı bir şey yaptırmak için ikna etmek, onun bu iş yaptığında ona katacaklarını hatırlatmakla olur. Bu yüzden faydası olmayacak bir şey için bir insanı ikna etmeye çalıştığınız zaman, karşınızdaki kişi sizin altı boş kelimeler ile zaman öldürdüğünüzün farkında oluyor.

Kendinizi sonunda ödül olan bir zorlu mücadelenin içine attığınızda ise, o ödül hayatınızda bir şeylerin ilacı ise ister istemez o işi bitiyorsunuz. Üniversitede vizelere hazırlanırken, o dersi geçmek için hazırlanıyorsunuz ama o size mesleki bir değer katıyor aynı zamanda.

Dengeyle bağlantılı olan bu iş hayatınızı şekillendirmede büyük faydası olabilir. Asıl iş bir şeye başlamak. Kendinizi zorla bir şeylere attığınız zaman o işi bitirebilirsiniz. Attıktan sonra ise o işi tamamladıktan sonra sahip olacağınız ödülü düşünmek. İşte böyle motivasyon olabilirsiniz.

Yazılım Uçar Gider Donanım Daima Kalır

Günümüzün sanal ortamını inşaa edenlerin büyük bir çoğunluğu, bilgisayar dünyasını yazılımlar olarak algılayıp kendini gelişmiştir. Bugün bilgisayar ile ilgili öğretim programlarının neredeyse hepsi ağırlıklı olarak yazılım üstüne kurulur.

Bilgisayarı, bilgisayar yapan asıl şeyin elektronik olduğunu pas geçiyoruz. Daha bilgisayarın çalışma mantığını anlamayıp, uydurduğumuz bilgisayar dilleri ile insanlığa hizmetler geliştiriyoruz. Bunu biz seçmedik. Zamanında birileri, donanım girişimciliğiyle icat ettikleri bilgisayarları, daha fazla para kazanabilmek için geleceğin bu makinede olduğunu söylediler.

Yanıldılar. Şimdi yeni yeni bu hatadan dönüyoruz. Günümüzde yazılımlar ulaşabilecekleri seviyeleride zorlayarak kağıt üzerinde değer rekoru kırdılar. Ama ne yazık ki asıl ortam bu değil. İnsanoğlunun kendisi gibi bir ırkı oluşturma yolunda katetmesi gereken yol bu değildi. Ne “Facebook” ne “YouTube” ne de “Netflix” yapay ırkı oluşturma yolunda icat etmemiz gereken bir araç değildi.

1970’lerde o günlerin maker’ları (sahip oldukları her yerde karşılaştığı sorunları teknik kapasiteleri ile çözen yaratıcı kişiliğe sahip aykırı insanlar) bilgisayarı telsiz oyunları için icat ettiler. Bilgisayarlar daha sonra sinsi ve idealist girişimciler tarafından bir para makinesi haline getirildi. O günün dahileri bazı noktalara erişebilmek için bu oyuna dahil oldular. Başkalarının bilgisayarları için yazılım ürettiler. Bu yazılımları üreterek kendi kasalarını doldurdular fakat asıl yaptıkları iş yazılım yaptıkları bilgisayarların dünyasını genişletmek oldu.

Artık bambaşka bir noktadayız. Kimse hayatından memnun değil. Oluşturulan bu sahte dünyayı kimse sorgulamıyor. Onun yerine bu dünyada kendine pay çıkarmaya çabalıyor.

Şimdi yeni yeni uyanmaya başladık. Yazılımların bir tekerleme olduğunu, donanım girişimciliğinin baki kalıp asıl meslek olduğunu birileri farkında. Evinde klavye başında yazılım üretenleri makre akımının içine dahil etmiyoruz. Çok az bir süre sonra artık dünyada trendleri maker’lar belirleyecek.

Maker akımın içine ağaç kesip mobilya yapanıda, resim çizip sanat yapanıda dahil ediyorlar. Yanılıyorlar. Maker akımının öncüleri elektronik dahileridir. Yeni yeni uyanmaya başladığımız bu serüvende maker akımını popüler hale getirecek insanlar elektronik girişimcileri olacak.

Elektronikle ortaya bişey koymak, çok öte bir ustalık. Çünkü yarattığınız şey sanal bir etki değil. Tam anlamıyla gerçek bir etki. Bu etkiyi ortaklaşa üretim ile bir araya getirip, aynı 70’lerde bilgisayarlara yapılan muameleyi, mikrodenetleyici kartlara yapacağız. Bunu yaptıktan sonra dünya artık parası olanın değil, fikri olanın kazandığı ve herkesin her yerde üretim yapıp, herkese ulaştıracağı bir dünyaya geçeceğiz. Endüstri 2.0’ı icat etmeden 4.0’lar konuşuluyor. Endüstri 2.0 herkesin evlerinde sorunlarına çözüm bulmak için üretim yaptığı devrime denecek.

Bu devrim çok yakında başlayacak ve aynı bilgisayar devriminin 40 yıl sürdüğü gibi bu da bu kadar sürecek. Ve asıl bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Çünkü insanlık şehirleşmeden sonra icat ettiği en devrimsel noktayı icat edecek. Sabırlı olun pek fazla bir şey kalmadı.

Merhaba Stalker

Her geçen gün katettiğim yolda, edindiğim düşünceleri ve çıkarımları herhangi birine aktaramadığım gibi kendi kafamda bile saklayamıyor unutuyorum. Elimizde WordPress gibi güçlü ve etkin bir araç varken bu özelliği kullanmak için neden bu kadar beklediğimi bilmiyorum.

Sanırım eskiden burayı bir zaman kaybı olarak görmemden kaynaklı. Eskiden insanlara fikirlerimi anlatarak çoğaltmayı başarabiliyordum. Artık çevremde pek bir insan kalmadı. Hepsini hayatımdaki belirsizlikler ve kapladıkları alandan kurtulmak için sildim. Artık fikirlerimi insanlara aktaramıyorum. Bu yüzden burada hepiniz bana kendi fikirlerimi etrafınıza yayarak beni yüceltme konusunda yardımcı olacaksınız. Bu gönüllü görevinizden dolayı size minnettarım.

Artık satan tarafta değil, üreten taraftayım. Eskiden fikirleri ve projeleri hayata geçirmek konusunda üretenleri bir araya getirip bu işi pazarlayan taraftaydım. Ama bu konuda yaptığım son işte, bir araya getirdiğim ekip benim içimdeki girişimcilik ateşini söndürdü. Bu noktadan 2020’ye kadar ki noktaya kadar üreten tarafında takılıyor olacağım.

Bu dönem 1 yıldır devam ediyor. YouTube’da bu nasıl yapılır? şu nasıl yapılır? videoları izleye izleye Arduino’yu, internette harıl harıl meslek öğrenmek için o kurs bu kurs demeden sertifikalar ile coştuğum zamanda programlamayı öğrendim.  Artık bir Elektronik öğrencisiyim. Her geçen gün ait olduğum mesleği öğrenerek, hayallerimi gerçekleştirme yolunda ilerliyorum. Hayallerime yavaş yavaş derin derin değineceğiz.

Ve şimdi buradayız. Burayı zenginleştirmek için çok heyecanlıyım. Bu konuda gerçek bir motivasyonum ve heyecanım var. Takipte kalarak, gelişimimi seyredebilir ve nasıl bir geleceğe sahip olacağımı birlikte görebiliriz.