Sabahını Yöneten Tüm Gününü Yönetir

Eğer kişisel gelişimle ilgilendiyseniz, en az 1 kere bu cümleyi duymuşsunuzdur. Peki bu cümle gerçekten size ne ifade ediyor?

Bu cümleyle beraber sabahları erken kalk curcunasınıda şahit oluruz. Başarılı insanların ortak özelliği diye tanıtılan sabahları erken kalkma olayı, inanın bana eğer milyon dolarlık ve gerçekten meşgul biri değilseniz sizin için geçerli değil. Sabahları erken kalkma olayı diğer insanlardan öne geçmek için yapılır. Onlardan önce uyanıp yola koyularak, onları geçme fırsatı verir size. Ama sizin daha rakibiniz yoksa böyle bir şeyi niye yapasanızki?

Sabahını yönetme olayına dönecek olursak; bu olay gerçekten esastır. Sabahları ne yaptığınızı bir düşünün. Yatakta uyandıktan sonra 10 veya 20 dakika geçiriyorsunuz. Bu zamanı beyninizi uyuşturmaya yarayan sosyal medya hesaplarınıza bakarak harcıyorsunuz. Peki ya sonra? Nazlı nazlı kalkıp tuvalet ihtiyaçlarınızı gideriyorsunuz. Eğer bir yere gideceksiniz ve aceleniz yoksa, hazırlanıyorsunuz ve evden çıkıyorsunuz. Eğer bir yere gitmeyeceksiniz, kahvaltınız olana kadar yine beyninizi uyuşturuyorsunuz. Kahvaltınızı yaptıktan sonra peki? Yine o gün için yapılacak işleri yapmıyor, 1-2 saat ilerisine atıyorsunuz. Ve yine beyninizi uyuşturuyorsunuz. Bu döngü her gün devam ediyor. Olması gerek şey ne peki? Başarılı insanların ortak özelliği sabah erken kalkmak değil sabahını yönetmektir. Sabahını yönetmek ise, o gün içinde yapacağınız tüm işleri sabah uyandıktan sonra yapmaktır. Böylece işlerinizi erkenden bitirdiğinizde, beyninizin tüm kanalları açılmış olacak ve her türlü çalışma için çalışkan bir ruha sahip olacaksınız.

Sabahları kalkıp beyninizi uyuşturmanın hayatınıza nasıl etki yaptığını şimdi anladınız mı?

Bu Yıl, Benim Dünya’daki Son Yılım

Detaylarını çok net hatırlayamadığım bir başarı öyküsünde, alanında sıradan çalışmalar yapmış bir insanın, yakalandığı hastalık yüzünden 1 yıl ömrünün kaldığını öğrenmesiyle, o 1 yıl içinde yaptığı çalışmalar ile zirveye oturduğu ve başarıyı yakaladığı hakkında bir hikaye duymuştum. Hatta bu insanın daha sonra tekrar test yaptırıp aslında 1 yıl ömrünün kalmadığı, testlerin yanlış olduğu anlaşılır. Ama bu insan, bu sıkıştırıcıyı kullanmış ve o yıl içinde yaptığı çalışmalar sayesinde başarılı olmuştur.

Bu muhtemel bir şey. Hayatta belkide yapılması en zor şeylerden biri, bir şey yapmak için kazanılması gereken motivasyondur. Bunu sen kendine kazandırmalısın. Bir başkası tarafından sana verilmemeli ve kalıcı bir şeyler bulmalısın. Başkalarını örnek almak veya diğer yöntemler uzun süreli olamıyor. Gerçek geri dönüşü olan bir yol bulmak gerek.

İşte 1 Ocak 2019’dan itibaren, içinde bulunduğum her yılın aslında o yılın benim son yılım olduğunu düşünerek imparatorluğumu inşaa edeceğim. Ne kadar başarılı olacağımı göreceğiz 🙂

Üzüm Üzüme Baka Baka Kararır

Ankara’daki gelişmeleri her fırsatta çevreme anlatmaya başladığımda insanlar bunun bir psikolojik sorun olduğunu dile getiriyorlar. Aşırı sempatizan ve tarafçı tavrım yüzümden ciddiyetede alınmıyorum. Ama bunu bu ölçümde devam ettirirsem insanların kafasında derin bir iz bırakmış ve bu fikrimi onlar sayesinde geleceğe taşıyabileceğim.

Ankara’nın görevi çok önemli bu topraklarda yaşayan toplum için. Şu an Türkiye’de tek teknoloji üssü burası. İstanbul’daki bilişimciler, tamamiyle ticaret odaklı olduğu için onları adamdan saymıyorum. Yaptıkları işler global olsa belki şans verirdim ama adamlar yemeksepetini bile sattılar. Onlara en ufak güvenim ve inancım yok. Bu işi ancak Ankara yapabilir. Ki yapıyorda zaten, Udemy, Jotform, TaleWorlds, edelkrone Ankara’nın eserleri. Burada değişen bir atmosfer var. Ekonomideki payı siyasilerin çocuklarının şirketleri ve ihale paylaşan inşaat şirketlerinden ziyade teknoloji şirketlerinin ciroları ile gündeme gelmeye başladı. Bunun bu toprakta yeşermesinin sebeplerini sıralayalım. Odtü, Hacettepe, Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Aselsan, TAİ, Roketsan, Havelsan, Tübitak SAGE, STM gibi şirketler. Bu devlet oluşumları burada inanılmaz bir insan gücünün yetiştirilmesi ve barındırılması görevini üstleniyor. Son yıllarda inanılmaz derecede katlanarak artan savunma sanayi girişimleri bölgeyi dahada güzelleştirdi.

Savunma sanayi sayesinde sanayiciside gelişti Ankara’nın. Odtü gibi üniversitelerin öğrencilerinin yaptığı girişimlerden ziyade ostimdekilerde yeni bir kol yarattı Ankara’da. Daha bu başlangıç. edelkrone’dan 2 tane daha yeşermeye başladığında görün siz bu şehri. İlk milyar dolarlık şirket çıktığında ise burayı 2. silikon vadisi olarak anacaklar benden demesi. Bu şehri öyle bir inşaa etmeliyiz ki 1000 yıllık bir plan olsun. Ki ben bu planları yapmaya hazırım. İnsanlar bilmesede bu şehirde yaşanacak olayları ve oluşumları tasarlayacak ve öyle öleceğim.

Ankara’da bu kadar şirket olmasına rağmen, hala kimsenin bu durumdan haberi yok. Ankaralının bile bu şehirde neler olup bittiğinden haberi yok. En büyük sorunda bu zaten. Eğer bunun detaylıca reklamı yapılıp haber olsa, girişimciler hem yalnız hissedip umutsuz olmayacak hemde akın akın girişim yağacak. Ama kimse bunun farkında değil. Türkiye’deki bütün global teknoloji girişimleri Ankara’ya gelmelidir, burada oluşan hazır ekosistemi zenginleştirmelidir. Böylece buna bir ivme kazandırırız.

Ankara’nın Türkiye’nin teknoloji üssü ilanı ve girişimcileri çağırma genelgesi, ancak Türkiye’yi kaçan trenleri yakalamaya biraz daha yakınlaştırır. Tek yol Ankara! Tek yol üretim! Mansur Yavaş işi biliyor gibi gözüküyor.

Hata Yapma Olasılığı Bir İnsana Göre Katlarca Az Olan Bir Bilgisayar Tarafından Mı Yargılanmak İstersiniz, Yoksa Sıradan Bir İnsandan Mı?

Hukuk ve sistemi oldukça basit bir yapıdır. Mahkeme ortamları avukatların tersine çevirebileceği oyunlar ve savaşlarla adeta kuralları yeniden yazabilir. İşte burada adaletsizlik ve dengesizlik meydana geliyor.

Bir suçun tanımı ve cezası anayasa denen kitapta yazar ve insanlar buna göre yargılanmaları hakimler ve savcılardan beklenir. Ancak burada hakimin kanına savcılar ve avukatlar girip kararı manipüle edebilirler. Profesyonelce uygulanan teknikler insanları ikna edebileceği gibi, anayasada yazılandan da farklı bir sonuç çıkarabilir. Bu eğer yargılanan masumsa, hapse girebileceği gerçeğini doğurur. Böylece adaletsizlik ortaya çıkar. Hakimlerin rüşvet veya çeşitli sebeplerden olaya bakış açısının değişmeside yaşanabilir. O anki herhangi bir şeye duyduğu öfkede davanın sonucuna yansıyabilir. İnsanlar duygusal canlılardır ama adaleti sağlamak mantık içinde yapılabilir.

Meclis 600 milletvekilinden oluşan bir kurumdur. Her vilayetten nufüsuna göre sayısı belirlenmiş vekil, o vilayetin vatandaşlarının herhangi bir kanun teklifine vereceği tepkinin ortalamasını temsil ederek, oylamaya katılırlar. Gerçek böyle olmasada meclisin, oluşturulma prensibi budur. Neredeyse her vatandaşın elinde telefon ve çevresinde internet olduğu bu dünyada bir insan tarafından temsil edilmeye gerek var mıdır? Elbette hayır. Bir mobil uygulama veya internet uygulaması sayesinde her vatandaş her kanun teklifine kendi kararını anında iletebilir. Böylece meclis denen kuruma ihtiyaç kalmaz ve milyarlarca liralık tasarruf ve makam istismarının önüne geçilir. Olması gereken budur.

Hemen hemen her bilgisayar oyununda yapay zeka vardır. Yapay zekanın kendi kararını yorumlayarak vermesi gerekmez. Yapay zeka ona verilen talimatları otomatik olarak yerine getirmeside onu yapay zeka yapar. GTA oyununda araba süren veya yolda yürüyen bir insan, yapay zekadır. Ona yapılması gereken kodlar aracılığıyla verilmiştir. İkisinede önünde bir engel yoksa devam etmeleri ve rastgele şekilde bir yöne doğru hareket etmeleri söylenmiştir.

Aynı şey neden adaleti dağıtma sisteminde olmuyor? Neden duygusal ve hata yapma oranları yüksek olan güvensiz canlılar insanların yerine, aynı anda trilyonlarca işlem yapabilen mantık altyapısıyla kurulmuş, hata yapması imkansız olan makineler yapmıyor bu işi? Böylece herkes adil bir biçimde yargılanabilir. Çünkü her suçun ceza karşılığı kitapta belirtilmiştir. Eğer bir kitabı makinaya verip okutturup ve o kitaba göre yargılama yapmasını emredersek, o bu işi hatasız ve eksiksiz yapacaktır. Elimizde bu teknoloji fazlasıyla mevcut.

O yüzden şahsım olarak ben, karar vermesi onlarca aptal, elimizde olmayan sebeplere dayanan değişkenlere sahip insanlar tarafından değil, sadece ondan isteneneni yapan ve herhangi bir çıkarı olmayan bilgisayar tarafından yargılanmayı kabul ederim. Bir insanın bu tür bir yargılama yapmasının yetkisi yoktur. Eğer bu teknolojiyi kullanmamaya devam edersek, adaletsizlikler ve belirsizlikler artacaktır.

Utangaç Çocuklar Yetiştiriyoruz

Halkımızın sıradan insanlardan oluşmasının sebebi, erken yaşlarda yaşıtlarının onları ezmesi ve onları içlerine kapatmasıdır. Sınıfın IQ’sü düşük ama çenesi laf yapan atarlı çocuklar, onlardan daha zeki olan çocuklara baskı kurarlar. Ve onları arkadaşlarının önünde küçük düşürmek onlara özgüven sağlar. Bunu ezdiği çocukların özgüven eksilmesiyle yapar.

Çok bilinçsiz öğretmenimiz var. Bizlere sevgi ve saygıyı en önemlisi saygıyı öğretmeden akşam evde ne yiyeceklerini düşünürler. Bizi başı boş bırakırlar. Çok iğrenç öğretmenlerimiz var. Çocukların özgüven eksikliğinin kalıcı bir probleme yol açacağını bile öğretmenlerimiz, bütün öğrencilerine birbirlerine saygılı olmayı öğretir. Bir öğrencisinin diğer öğrencisini ezmesine müsade etmez. Aralarında rekabet oluşmasını engeller. Bu öğretmene sahip olanlar, içlerindeki sesleri dinleyip alanlarında başarılı olurlar.

Her erken yaş öğretmeninin bu farkındalıkta olması sağlanmalı ve çocuklarımızın içindeki sesin ölmesi engellenmeli.

Okul içi boş bir kurum olduğunu bana tekrar kanıtladı

Hayatımın hiçbir döneminde okulun bana sağlayacağı şeylerin bana faydası olacağını düşünmedim. Anaokulundayken sınıfın en yaramazı olup, hiçbir söz dinlemiyordum. Orada bana öğretilen hiçbir şey yoktu. Benim o okuldan kazandığım tek şey işte olan anne ve babama karşı duyduğum özlemdi.

İlkokula geldiğimde kendimi çok yabancılamıştım. İçime kapanmaya başladım çünkü artık acımasız bir topluluğun içindeydim. Zorunlu ödevler ve baskı sürekli üstümde baskı kuruyordu. Öğretmenlere karşı o kadar bastırılmış ve nasihat dinlemiştim ki o adeta benim sahibim gibi bana her şeyi yapabilirdi. Ondan azar yemek inanılmaz acılı, ondan tebrik almak ise inanılmaz değerliydi. Küçük yaşta bu maskeyi görmüştüm. Bana başından beri içi boş gelmişti. Okul bana bugüne kadar hiçbir istediğini yaptıramadı. Beni sadece zorunlu tuttu. Üzerimde baskı kurarak içimdeki ruhu öldürdü. Onu hiçbir zaman affetmeyeceğim.

Ortaokulda baskı çok daha artmıştı. Artık her sene girmem gereken SBS diye bir sınav ve erken yaşta tatmam gereken bir stres vardı. Öğretmenlerim çok şerefsizdi. Siyaset yapıp kendi fikirlerini bize aşılarlar ve onların hoşuna gitmeyen çocuklarla dalga geçip, önümüzde küçük düşürürlerdi. Bazen bu ben olurdum. İlk defa ortaokulda bağımsızlığımı elde ettim. Dersleri sallamıyor, hiç çalışmıyordum. O günlerde oynadığım oyunlarda yaptığım girişimcilik bende bugünlerde kazandığım tecrübeleri sağladı. O zamanlardan, gerçek anlamdaki okulu hayatımdan kazanmaya çalıştım.

Liseye geçtiğimde zaten her şey bitmişti. Lisede hiçbir bok yapmadığım gibi birde ailemin liseden bari mezun olsun diyerek özel okula yatırdığı binlerden sorumluydum. Okul başından beri sahte bir kurumdu. Öğretmenler çok donanımsızdı. Çocuklara özgüven kazandırmak yerine yok ediyorlardı. Çocukları sevmeyip, arkalarından gerizekalılar diyen öğretmenlerim vardı. Anlamadığım konuyu tekrar anlatmayan anlasaydınız diyen öğretmenlerim oldu. Özel ders almayanları kayırmayan, öğrencisi olarak görmeyen öğretmenlerim… Her şeye rağmen ben kendi iyiliğim için okuldan bir şeyler kazanabilirdim. Ama sistem bana o fırsatıda tanımadı. Beni ezbere alıştırdı. Bugün beden eğitimi dahil görülen tüm dersler ezberden ibaret. Bir şeylerin tanımını ve formülünü ezberlemek zorunda değilim. Eğer okul beni gerçek hayata hazırlayan kurum ise, o tanımı veya formülü her an istediğim yerde internetten sağlayabileceğimi bilirdi. Bana sınavda sadece alıştırma sormalıydı. O ise bana formül sordu. Her zaman böyle oldu bu.

O yüzden okul beni hayatımda her zaman karşılaştığım sorunları daha önce bir yerden öğrenmiş olabileceğim yanılgısına düşürdü. Beni düşünmeden hareket etmeye alıştırdı. İçimdeki yaratıcılığı öldürdü. Okul berbat bir kurum. Çağımızın isteklerini cevaplamıyor, sadece insanları sıradanlaştırıp birilerinin hizmetine sunmak için ezber makinesi haline getiriyor. Okulu yıkacağım. Hayatımda gördüğüm en büyük kötülüğü okuldan gördüm. Şu an üniversitede olup, mesleki eğitim alsamda hala formül ve tanım ezberliyorum. Beni hiçbir şeye hazırlamıyorsun okul! Sadece içimdeki çocuğu öldürdün. Şimdi ise hala içimdeki heyecanı öldürmeye çalışıyorsun!

Seni tamamiyle değiştireceğim. Seni yok edeceğim. Çocukları senden kurtaracak, onları daha güzel bir dünya yaratmaları için eğiteceğim. Bir daha senin gibi aptal bir şey icat etmeyelim diye onlara senin tarihini anlatacağım. Sen milyarlarca insanın içindeki ruhu öldürmekten sorumlusun. Bizden sonrakileride yok etmene izin vermeyeceğim! Ana amacım bu olmasada, bir gün yaptıklarım sanada dokunacak.

Yüzsüz Baykar

Her lider, seçimi kazandıktan sonra iktidarını devam ettirebilmek adına kendi zenginlerini yaratırlar. Bunu, devletin kilit ihalelerini vererek yapmak bilinen yoldur. Kimileri gizli kimileri açıktan açıktan yapılır. Bu dinimizce yasaklanır ve bu dünyadada öbür dünyadada Allah tarafında büyük azaba uğratılacağı söylenir.

Şu an Türkiye’de belediyelerden başlayarak, tüm kurum ve kuruluşlarda rant yapılıyor. 20 bin nüfuslu bir ilçe belediye başkanı olsanız servetiniz milyonları aşıyor. Çocuklarınızın bindiği arabalar o biçim. Paravan şirketleriniz oluyor ve parayı adeta hortumluyorsunuz. Yardımcınız bile nelere sahip olmuş kim bilir. Evet, bir süreliğine sefa süreceksiniz ama bu uzun sürmeyecek. Kendinizi kandırmayın Allah sizi görüyor. Yüzlerce insanın ve çocuğun rızkı olan bu paralar sizin değil. İstediğiniz gibi kullanamazsınız. Bunda bizim hakkımız var ve biz bu hakkı siz doğru olanı yapın diye sandıkta size verdik. Siz bizi aldatırsanız, sadece kendini aldatır ve diğer dünyanızı bu dünya için satarsınız.

İstanbul’da otomotive parça imal ederek sanayi işinde babası olan, alanında bilgili ve araştırma yapmış bir adam çıkıyor diyor ki. “İha gelecektir, biz bunu bu ülkede yerli ve milli olarak yapıp kullanmak istiyoruz.” Ne de güzel değil mi? Bencede çok iyi buraya kadar bir sorun yok. Bu şahıs sonra ülkeyi yöneten bir adama damat oluyor. Evet, ne var ki bunda. Sorun şurada başlıyor. Bu kişinin tek kaynağı ve para kazancı devletten olabilecek şirketin yöneticisi olması. Sizce bu durum etik mi? Bundan sonra o şirketten yapılabilecek tüm satın alımlara, tarafsız bakabilecek miyiz? Gerçekten mantıklı bir açıklaması olsa bile doğru bulacak mıyız? Elbette hayır.

Keza durum ortada bayraktar denen oyuncağın sipariş adedi 250’den fazla. Dünyada 50’den fazla ülkede üssü bulunan ve ekonomisi bizim 24 mislimiz olan ABD’nin iha sayısı 332. Sizce neler dönüyor? Sanayide bile rant yapmak bize nasıl bir yara açacak? Hala kendilerini bir umut, bu vatanın bir evladı olarak bilim üretip sattıkları için gururlanmamız için pazarlayorlar. Çok sinsiler. Üstelik yüzsüzlerde!

Komplo Teorileri?

Evet, Dünya’yı yöneten gizli güçler var. Onlar istediğini, istediği ülkenin başına getirip, kendilerine hizmet etmesi için tutabilirler. Kendilerine karşı koyanlar için acı sonlar hazırlayabilirler. Evet, onlar bizim geleceğimiz için karar verebilir ve bize istemediğimiz bir şeyi yaptırabilirler.

Bizim onlara yapabilecek hiçbir şeyimiz yok. Çünkü onlar bu noktaya sahip oldukları para için erişmişlerdir. Bizim ederimiz, onlarının gücünün 80’de 1’i. Onlar bizden 80 kat daha fazla yetkililer, dünyayı yönetme konusunda. Bazen onların bile istemediği şeyler olabiliyor, her ne kadar güce sahip olsalarda. Çin halkının 80’lerde 3’te 1’i açlıkla mücadele ediyordu. Şimdilerde ise mega şehirlerinde modern mimariyle eşsiz gökdelenler inşaa ediyorlar. Çin belkide tüm dünyanın düzenini değiştirebilir. Eğer halkı kendini iyi yönetir ve kendilerini satmazsa veya geleceklerini ipotekleyerek bugünleri için sahip olduklarına sahip oldular ise bu iş onlarıda aşar. Yani güce sahipmişsiniz gibide gösterebilirler size.

Güç sahiplerinin istediği şeyler var. Bu şeyler sınırlı. Sabah kalkıp bizi yok etmeye akşam yatıp bizi bitirmeye çalışmıyorlar. Bizde böyle bir algı var, herkes bize karşı savaşıyor gibi. Hayır öyle değil. Kimsenin umrunda değiliz. Bugün dünyayı yönetenler 3. havalimanını istemiyor değiller, Almanya kendi havalimanlarının cazibesi düşüyor diye istemiyor. Biz bunu karıştırıyoruz. Almanya’yıda karşı tarafa koyuyoruz. Oysa ki durum böyle değil. Almanya bizim rakibimiz, diğerleri ise düşmanımız. Geçmişte büyük babaları doğru adımlar attılar diye onları şu an bunun sefasını sürüyor. Sahip oldukları servetler, onlara dünyayı yönetme konusunda söz sahibi olmalarının yolunu açıyor. İstedikleri bir şey var. Soylarının devletinin güçlenmesi ve kendilerine güçlü bir vatan yapmak. Onlar İsrail’i güçlü yapmak istiyorlar. Genişletmek büyütmek istiyorlar. Peki bu ne demek? Tabi ki doğunun parçalanıp kürtlere devlet yapılması. Daha sonra İsrail kürtleri bir piyon gibi kullanıp atacak olsada, bir süreliğine güce sahip olduklarını sanacaklar.

Tabii ki bu normal bir şey. Güce sahip olanların vatanlarını güçlü görmek isteyecekler. Kürtler ise ömürlerinde kendilerine ait bir devlet görmek isteyecekler. Bunda gücenecek veya kızacak bir şey yok. Olması gerektiği gibi bir durum bu. Peki biz ne yapmalıyız? Televizyonlarda görüyorum, tartışma programlarında hep böyle konular konuşuluyor. Yok Türkiye fıratın doğusuna girmeliymiş, yok Türkiye Rusya’yla ortaklık yapmalıymış. Yahu arkadaşlar, sizlerin ünvanlarınızı görüyorum. Hepiniz okumuşsunuz ama ünvanlarınızın arkasını dolduramamış, sadece kendinizi etiketlemişsiniz. Yahu diplomaside neymiş! Devlet yönetmekte neymiş! Uluslararası güçlerde neymiş! Liderlerde kimmiş! Siz neden bahsediyorsunuz? Devletleri liderler mi yönetiyor? Biz yönetiyoruz biz! Bu bizle alakalı bir durum. 80’lerde açlık çeken Çin toplumu toplanıp kendilerine iki soru sordu. Biz neye sahibiz ve bunu nasıl kullanırız. Çin nüfusa sahipti. Ucuza işçilik ile seri üretimden kar etmeyi amaçladı. Ve bugün elektronik konusunda Çin’e bağımlıyız. Bugün her şeyin bu kadar rekabetçi ve ulaşılabilir olması Çin sayesinde. 30 senede Dünya’yı basit bile olsa kendi ürettikleri ile donatıp, ülkelerini zenginleştirdiler. Şimdi ise ülkeleri küresel bir güç ve kendi stratejik planlarını Dünya’yı yönetenlere kabullendiriyorlar.

Bu bize bağlı. Çin’i örnek alalım. Üretmeye başlayalım. Ürünler yapıp yabancılara satalım. Ülkemize para getirelim ve her şey kendi kendine olacak zaten. Liderler diplomaside öne çıkacak bizler rahat uyuyacağız. Çevremizde yaşananlar, bize dayatılanlar sadece 1 neden dolayı oluyor. Biz zamanında harekete geçip üretmedik diye. Her şeyin sebebi budur. Dünyayı yönetenleri düşman olarak görmek zorunda değiliz. Onları ortağımız olarak görebiliriz.

20

Geçen Kasım’da 19 yaşıma girdiğimde, uzun süredir evde olmam sebebiyle, geride kalmış ve zamanımın boşa geçtiğini hissetmiştim. Sanki hedeflerime ulaşma yolunda bir şeyleri yapmak konusunda geç kalmış gibiydim. Şimdi 1 Kasım’da 20 yaşıma girdim.

Şu an içimde en ufak böyle bir his yok. Ne geride kaldığımı, nede hedeflerime ulaşma konusunda geç kaldığımı hissediyorum. Demek ki doğru şeyler yapıyorum. Geçen seneyle aramda o kadarda fark olmasada, bu senenin özelliği okula başlamış olmam. Okumaya devam edince, sanki görevlerimi tamamlamış gibi hissediyorum.

Daha önümde çok yol olsada, o yola çoktan girmiş, belli bir kısmını katetmiş bulunuyorum. 21’im bitmeden devrimi başlatacağımı düşünüyorum. En azından hedefim bu doğrultuda.

Türkiye’de Satış Yapıp Zengin Mi Olacağını Sanıyorsun?

Gelişmiş medeniyetlerde yaşayan zengin insanlara baktığımda, onların servetlerinin ve bundan sonra yapacakları yatırımların, emniyette olduğunu hissettiklerini görüyorum. Bu, onları güçlü de gösteriyor. Belirsizliklerin ve adaletsizliğin olmadığı ülkelerde yaşayan bu insanlar, yaşadıkları topraklardaki sorunlara odaklanmayarak kendi işlerine bakıyor. Onların gündemini ülkesinin sorunları kapsamıyor. Çünkü o, sorunları çözmesi için zaten sandıkta oy vererek birini işe almış.

Bizde ise durum böyle değil. Biz vatansız yaşayamaz, onun tüm sorunlarının çözümleri için kendimizde söz hakkı ararız. O yüzden birlik ve beraberlik içinde hareket ediyor, yaptığımız hareketlerin başkalarına bir etkisi olabileceğini biliyoruz.

Bu bizde dikkat bozukluğuna yol açıyor. Yaptığımız işe odaklanmak yerine, dikkatimizi başka yerlere veriyoruz. Bu yüzden vizyoner değiliz. 10 yıl, 5 yıl, 3 yıl, hatta 1 yıl sonra neler olabileceğini düşünemiyoruz.

2015’te henüz 16 yaşındayken liseden sınıf arkadaşım Çelik Berk ile aklımıza gelen bir fikri hayata geçirmek için bir yola çıktık. Fikrimiz basit ve herkes için faydalı bir şeydi. Kafe ve restoranların menülerini internete taşımak istemiştik. Bunu müşterilere, o mekana gitmeden ne ile karşılacağını bilmesini sağlamak için yapacaktık. Üstelik işletmelerden herhangi bir bedel istemiyorduk.

Kağıt üzerinde mükemmel bir fikirdi. Restoranlar kendilerini bir profil sayesinde müşterilerine tanıtabilecek, ihtişamlı menülerini internet sitemizde sergileyerek bizim dolar milyoneri olmamızı sağlayacaklardı. Bizde onlara müşteri sağlayacaktık. Kazan kazan modeliydi.

Daha sonrasında bir gün, okuldan izin alarak çıktık ve sahada restoranlardan menü toplamaya başladık. Bir sürü yere gittik. Telefonum 30binden fazla adım attığımı söylüyordu. Onlarca kişiyle konuştuk, kiminden kartvizit, kiminden telefon, kiminden de menü aldık. Ama bunu bir orana vuracak olsaydık, gittiğimiz yerlerden tam tamına %80’i bizimle ilgilenmedi ve herhangi bir şey vermedi. Bize herhangi bir menü vermeyen mekanlar bizi çok soğuk karşıladı. Adeta apartmanda zilleri çalıp internet hizmeti satmaya çalışan pazarlamıcalar gibi gördüler bizi.

Bu bizi demolize etmişti. Kendimizi baya kötü hissettik. Normalde, bu iş ile alakalı olmayan herkesin bile fayda bulabileceği bu işi mekan yöneticileri elinin tersiyle itmişti. Çünkü internetin gücünün o zamanlar bile farkında değildi. Vizyonu o kadar gelişmemişti. O medyanın ona söylediği şeylerle yetinip, araştırmadan gündem içinde yüzen biriydi.

Türkiye’de mükemmel bir motivasyonla birleşen takımlar, ürettikleri ürünleri satmak için sahaya çıktıklarında umutları tükeniyor. Ürünleri game changer olsa bile kimse onlara sıcak bakmıyor. Onları demolize ediyor bu. Bu işi yapmaktan vazgeçiyorlar. Halbuki o kadar soğuk karşılanmayıp satış yapabilseler, kısa bir sürede yurt dışına açılacak ve ülkemize mükemmel bir değer katacaklar.Ama yok, gittikleri müşterileri onları kendilerine fayda sağlayacak birileri olarak görmeyip, onlara köstek oluyorlar. Onlarla rekabet ediyorlar.

O yüzden sözüm odur ki hiçbir zaman Türk’e bir şey yapmayın. Türk’ü unutun. Dünya vatandaşlığına geçin ve dünya için bir şeyler yapın. Satışlarınıza önceliği Türkiye’ye vermeyin. İlk önce burada satıp biraz sermaye kazanıp yurtdışına açılırız demeyin. Çünkü sizi bekleyen bir domuz olacak karşınızda.