Utangaç Çocuklar Yetiştiriyoruz

Halkımızın sıradan insanlardan oluşmasının sebebi, erken yaşlarda yaşıtlarının onları ezmesi ve onları içlerine kapatmasıdır. Sınıfın IQ’sü düşük ama çenesi laf yapan atarlı çocuklar, onlardan daha zeki olan çocuklara baskı kurarlar. Ve onları arkadaşlarının önünde küçük düşürmek onlara özgüven sağlar. Bunu ezdiği çocukların özgüven eksilmesiyle yapar.

Çok bilinçsiz öğretmenimiz var. Bizlere sevgi ve saygıyı en önemlisi saygıyı öğretmeden akşam evde ne yiyeceklerini düşünürler. Bizi başı boş bırakırlar. Çok iğrenç öğretmenlerimiz var. Çocukların özgüven eksikliğinin kalıcı bir probleme yol açacağını bile öğretmenlerimiz, bütün öğrencilerine birbirlerine saygılı olmayı öğretir. Bir öğrencisinin diğer öğrencisini ezmesine müsade etmez. Aralarında rekabet oluşmasını engeller. Bu öğretmene sahip olanlar, içlerindeki sesleri dinleyip alanlarında başarılı olurlar.

Her erken yaş öğretmeninin bu farkındalıkta olması sağlanmalı ve çocuklarımızın içindeki sesin ölmesi engellenmeli.

Okul içi boş bir kurum olduğunu bana tekrar kanıtladı

Hayatımın hiçbir döneminde okulun bana sağlayacağı şeylerin bana faydası olacağını düşünmedim. Anaokulundayken sınıfın en yaramazı olup, hiçbir söz dinlemiyordum. Orada bana öğretilen hiçbir şey yoktu. Benim o okuldan kazandığım tek şey işte olan anne ve babama karşı duyduğum özlemdi.

İlkokula geldiğimde kendimi çok yabancılamıştım. İçime kapanmaya başladım çünkü artık acımasız bir topluluğun içindeydim. Zorunlu ödevler ve baskı sürekli üstümde baskı kuruyordu. Öğretmenlere karşı o kadar bastırılmış ve nasihat dinlemiştim ki o adeta benim sahibim gibi bana her şeyi yapabilirdi. Ondan azar yemek inanılmaz acılı, ondan tebrik almak ise inanılmaz değerliydi. Küçük yaşta bu maskeyi görmüştüm. Bana başından beri içi boş gelmişti. Okul bana bugüne kadar hiçbir istediğini yaptıramadı. Beni sadece zorunlu tuttu. Üzerimde baskı kurarak içimdeki ruhu öldürdü. Onu hiçbir zaman affetmeyeceğim.

Ortaokulda baskı çok daha artmıştı. Artık her sene girmem gereken SBS diye bir sınav ve erken yaşta tatmam gereken bir stres vardı. Öğretmenlerim çok şerefsizdi. Siyaset yapıp kendi fikirlerini bize aşılarlar ve onların hoşuna gitmeyen çocuklarla dalga geçip, önümüzde küçük düşürürlerdi. Bazen bu ben olurdum. İlk defa ortaokulda bağımsızlığımı elde ettim. Dersleri sallamıyor, hiç çalışmıyordum. O günlerde oynadığım oyunlarda yaptığım girişimcilik bende bugünlerde kazandığım tecrübeleri sağladı. O zamanlardan, gerçek anlamdaki okulu hayatımdan kazanmaya çalıştım.

Liseye geçtiğimde zaten her şey bitmişti. Lisede hiçbir bok yapmadığım gibi birde ailemin liseden bari mezun olsun diyerek özel okula yatırdığı binlerden sorumluydum. Okul başından beri sahte bir kurumdu. Öğretmenler çok donanımsızdı. Çocuklara özgüven kazandırmak yerine yok ediyorlardı. Çocukları sevmeyip, arkalarından gerizekalılar diyen öğretmenlerim vardı. Anlamadığım konuyu tekrar anlatmayan anlasaydınız diyen öğretmenlerim oldu. Özel ders almayanları kayırmayan, öğrencisi olarak görmeyen öğretmenlerim… Her şeye rağmen ben kendi iyiliğim için okuldan bir şeyler kazanabilirdim. Ama sistem bana o fırsatıda tanımadı. Beni ezbere alıştırdı. Bugün beden eğitimi dahil görülen tüm dersler ezberden ibaret. Bir şeylerin tanımını ve formülünü ezberlemek zorunda değilim. Eğer okul beni gerçek hayata hazırlayan kurum ise, o tanımı veya formülü her an istediğim yerde internetten sağlayabileceğimi bilirdi. Bana sınavda sadece alıştırma sormalıydı. O ise bana formül sordu. Her zaman böyle oldu bu.

O yüzden okul beni hayatımda her zaman karşılaştığım sorunları daha önce bir yerden öğrenmiş olabileceğim yanılgısına düşürdü. Beni düşünmeden hareket etmeye alıştırdı. İçimdeki yaratıcılığı öldürdü. Okul berbat bir kurum. Çağımızın isteklerini cevaplamıyor, sadece insanları sıradanlaştırıp birilerinin hizmetine sunmak için ezber makinesi haline getiriyor. Okulu yıkacağım. Hayatımda gördüğüm en büyük kötülüğü okuldan gördüm. Şu an üniversitede olup, mesleki eğitim alsamda hala formül ve tanım ezberliyorum. Beni hiçbir şeye hazırlamıyorsun okul! Sadece içimdeki çocuğu öldürdün. Şimdi ise hala içimdeki heyecanı öldürmeye çalışıyorsun!

Seni tamamiyle değiştireceğim. Seni yok edeceğim. Çocukları senden kurtaracak, onları daha güzel bir dünya yaratmaları için eğiteceğim. Bir daha senin gibi aptal bir şey icat etmeyelim diye onlara senin tarihini anlatacağım. Sen milyarlarca insanın içindeki ruhu öldürmekten sorumlusun. Bizden sonrakileride yok etmene izin vermeyeceğim! Ana amacım bu olmasada, bir gün yaptıklarım sanada dokunacak.

Yüzsüz Baykar

Her lider, seçimi kazandıktan sonra iktidarını devam ettirebilmek adına kendi zenginlerini yaratırlar. Bunu, devletin kilit ihalelerini vererek yapmak bilinen yoldur. Kimileri gizli kimileri açıktan açıktan yapılır. Bu dinimizce yasaklanır ve bu dünyadada öbür dünyadada Allah tarafında büyük azaba uğratılacağı söylenir.

Şu an Türkiye’de belediyelerden başlayarak, tüm kurum ve kuruluşlarda rant yapılıyor. 20 bin nüfuslu bir ilçe belediye başkanı olsanız servetiniz milyonları aşıyor. Çocuklarınızın bindiği arabalar o biçim. Paravan şirketleriniz oluyor ve parayı adeta hortumluyorsunuz. Yardımcınız bile nelere sahip olmuş kim bilir. Evet, bir süreliğine sefa süreceksiniz ama bu uzun sürmeyecek. Kendinizi kandırmayın Allah sizi görüyor. Yüzlerce insanın ve çocuğun rızkı olan bu paralar sizin değil. İstediğiniz gibi kullanamazsınız. Bunda bizim hakkımız var ve biz bu hakkı siz doğru olanı yapın diye sandıkta size verdik. Siz bizi aldatırsanız, sadece kendini aldatır ve diğer dünyanızı bu dünya için satarsınız.

İstanbul’da otomotive parça imal ederek sanayi işinde babası olan, alanında bilgili ve araştırma yapmış bir adam çıkıyor diyor ki. “İha gelecektir, biz bunu bu ülkede yerli ve milli olarak yapıp kullanmak istiyoruz.” Ne de güzel değil mi? Bencede çok iyi buraya kadar bir sorun yok. Bu şahıs sonra ülkeyi yöneten bir adama damat oluyor. Evet, ne var ki bunda. Sorun şurada başlıyor. Bu kişinin tek kaynağı ve para kazancı devletten olabilecek şirketin yöneticisi olması. Sizce bu durum etik mi? Bundan sonra o şirketten yapılabilecek tüm satın alımlara, tarafsız bakabilecek miyiz? Gerçekten mantıklı bir açıklaması olsa bile doğru bulacak mıyız? Elbette hayır.

Keza durum ortada bayraktar denen oyuncağın sipariş adedi 250’den fazla. Dünyada 50’den fazla ülkede üssü bulunan ve ekonomisi bizim 24 mislimiz olan ABD’nin iha sayısı 332. Sizce neler dönüyor? Sanayide bile rant yapmak bize nasıl bir yara açacak? Hala kendilerini bir umut, bu vatanın bir evladı olarak bilim üretip sattıkları için gururlanmamız için pazarlayorlar. Çok sinsiler. Üstelik yüzsüzlerde!

Komplo Teorileri?

Evet, Dünya’yı yöneten gizli güçler var. Onlar istediğini, istediği ülkenin başına getirip, kendilerine hizmet etmesi için tutabilirler. Kendilerine karşı koyanlar için acı sonlar hazırlayabilirler. Evet, onlar bizim geleceğimiz için karar verebilir ve bize istemediğimiz bir şeyi yaptırabilirler.

Bizim onlara yapabilecek hiçbir şeyimiz yok. Çünkü onlar bu noktaya sahip oldukları para için erişmişlerdir. Bizim ederimiz, onlarının gücünün 80’de 1’i. Onlar bizden 80 kat daha fazla yetkililer, dünyayı yönetme konusunda. Bazen onların bile istemediği şeyler olabiliyor, her ne kadar güce sahip olsalarda. Çin halkının 80’lerde 3’te 1’i açlıkla mücadele ediyordu. Şimdilerde ise mega şehirlerinde modern mimariyle eşsiz gökdelenler inşaa ediyorlar. Çin belkide tüm dünyanın düzenini değiştirebilir. Eğer halkı kendini iyi yönetir ve kendilerini satmazsa veya geleceklerini ipotekleyerek bugünleri için sahip olduklarına sahip oldular ise bu iş onlarıda aşar. Yani güce sahipmişsiniz gibide gösterebilirler size.

Güç sahiplerinin istediği şeyler var. Bu şeyler sınırlı. Sabah kalkıp bizi yok etmeye akşam yatıp bizi bitirmeye çalışmıyorlar. Bizde böyle bir algı var, herkes bize karşı savaşıyor gibi. Hayır öyle değil. Kimsenin umrunda değiliz. Bugün dünyayı yönetenler 3. havalimanını istemiyor değiller, Almanya kendi havalimanlarının cazibesi düşüyor diye istemiyor. Biz bunu karıştırıyoruz. Almanya’yıda karşı tarafa koyuyoruz. Oysa ki durum böyle değil. Almanya bizim rakibimiz, diğerleri ise düşmanımız. Geçmişte büyük babaları doğru adımlar attılar diye onları şu an bunun sefasını sürüyor. Sahip oldukları servetler, onlara dünyayı yönetme konusunda söz sahibi olmalarının yolunu açıyor. İstedikleri bir şey var. Soylarının devletinin güçlenmesi ve kendilerine güçlü bir vatan yapmak. Onlar İsrail’i güçlü yapmak istiyorlar. Genişletmek büyütmek istiyorlar. Peki bu ne demek? Tabi ki doğunun parçalanıp kürtlere devlet yapılması. Daha sonra İsrail kürtleri bir piyon gibi kullanıp atacak olsada, bir süreliğine güce sahip olduklarını sanacaklar.

Tabii ki bu normal bir şey. Güce sahip olanların vatanlarını güçlü görmek isteyecekler. Kürtler ise ömürlerinde kendilerine ait bir devlet görmek isteyecekler. Bunda gücenecek veya kızacak bir şey yok. Olması gerektiği gibi bir durum bu. Peki biz ne yapmalıyız? Televizyonlarda görüyorum, tartışma programlarında hep böyle konular konuşuluyor. Yok Türkiye fıratın doğusuna girmeliymiş, yok Türkiye Rusya’yla ortaklık yapmalıymış. Yahu arkadaşlar, sizlerin ünvanlarınızı görüyorum. Hepiniz okumuşsunuz ama ünvanlarınızın arkasını dolduramamış, sadece kendinizi etiketlemişsiniz. Yahu diplomaside neymiş! Devlet yönetmekte neymiş! Uluslararası güçlerde neymiş! Liderlerde kimmiş! Siz neden bahsediyorsunuz? Devletleri liderler mi yönetiyor? Biz yönetiyoruz biz! Bu bizle alakalı bir durum. 80’lerde açlık çeken Çin toplumu toplanıp kendilerine iki soru sordu. Biz neye sahibiz ve bunu nasıl kullanırız. Çin nüfusa sahipti. Ucuza işçilik ile seri üretimden kar etmeyi amaçladı. Ve bugün elektronik konusunda Çin’e bağımlıyız. Bugün her şeyin bu kadar rekabetçi ve ulaşılabilir olması Çin sayesinde. 30 senede Dünya’yı basit bile olsa kendi ürettikleri ile donatıp, ülkelerini zenginleştirdiler. Şimdi ise ülkeleri küresel bir güç ve kendi stratejik planlarını Dünya’yı yönetenlere kabullendiriyorlar.

Bu bize bağlı. Çin’i örnek alalım. Üretmeye başlayalım. Ürünler yapıp yabancılara satalım. Ülkemize para getirelim ve her şey kendi kendine olacak zaten. Liderler diplomaside öne çıkacak bizler rahat uyuyacağız. Çevremizde yaşananlar, bize dayatılanlar sadece 1 neden dolayı oluyor. Biz zamanında harekete geçip üretmedik diye. Her şeyin sebebi budur. Dünyayı yönetenleri düşman olarak görmek zorunda değiliz. Onları ortağımız olarak görebiliriz.

20

Geçen Kasım’da 19 yaşıma girdiğimde, uzun süredir evde olmam sebebiyle, geride kalmış ve zamanımın boşa geçtiğini hissetmiştim. Sanki hedeflerime ulaşma yolunda bir şeyleri yapmak konusunda geç kalmış gibiydim. Şimdi 1 Kasım’da 20 yaşıma girdim.

Şu an içimde en ufak böyle bir his yok. Ne geride kaldığımı, nede hedeflerime ulaşma konusunda geç kaldığımı hissediyorum. Demek ki doğru şeyler yapıyorum. Geçen seneyle aramda o kadarda fark olmasada, bu senenin özelliği okula başlamış olmam. Okumaya devam edince, sanki görevlerimi tamamlamış gibi hissediyorum.

Daha önümde çok yol olsada, o yola çoktan girmiş, belli bir kısmını katetmiş bulunuyorum. 21’im bitmeden devrimi başlatacağımı düşünüyorum. En azından hedefim bu doğrultuda.

Türkiye’de Satış Yapıp Zengin Mi Olacağını Sanıyorsun?

Gelişmiş medeniyetlerde yaşayan zengin insanlara baktığımda, onların servetlerinin ve bundan sonra yapacakları yatırımların, emniyette olduğunu hissettiklerini görüyorum. Bu, onları güçlü de gösteriyor. Belirsizliklerin ve adaletsizliğin olmadığı ülkelerde yaşayan bu insanlar, yaşadıkları topraklardaki sorunlara odaklanmayarak kendi işlerine bakıyor. Onların gündemini ülkesinin sorunları kapsamıyor. Çünkü o, sorunları çözmesi için zaten sandıkta oy vererek birini işe almış.

Bizde ise durum böyle değil. Biz vatansız yaşayamaz, onun tüm sorunlarının çözümleri için kendimizde söz hakkı ararız. O yüzden birlik ve beraberlik içinde hareket ediyor, yaptığımız hareketlerin başkalarına bir etkisi olabileceğini biliyoruz.

Bu bizde dikkat bozukluğuna yol açıyor. Yaptığımız işe odaklanmak yerine, dikkatimizi başka yerlere veriyoruz. Bu yüzden vizyoner değiliz. 10 yıl, 5 yıl, 3 yıl, hatta 1 yıl sonra neler olabileceğini düşünemiyoruz.

2015’te henüz 16 yaşındayken liseden sınıf arkadaşım Çelik Berk ile aklımıza gelen bir fikri hayata geçirmek için bir yola çıktık. Fikrimiz basit ve herkes için faydalı bir şeydi. Kafe ve restoranların menülerini internete taşımak istemiştik. Bunu müşterilere, o mekana gitmeden ne ile karşılacağını bilmesini sağlamak için yapacaktık. Üstelik işletmelerden herhangi bir bedel istemiyorduk.

Kağıt üzerinde mükemmel bir fikirdi. Restoranlar kendilerini bir profil sayesinde müşterilerine tanıtabilecek, ihtişamlı menülerini internet sitemizde sergileyerek bizim dolar milyoneri olmamızı sağlayacaklardı. Bizde onlara müşteri sağlayacaktık. Kazan kazan modeliydi.

Daha sonrasında bir gün, okuldan izin alarak çıktık ve sahada restoranlardan menü toplamaya başladık. Bir sürü yere gittik. Telefonum 30binden fazla adım attığımı söylüyordu. Onlarca kişiyle konuştuk, kiminden kartvizit, kiminden telefon, kiminden de menü aldık. Ama bunu bir orana vuracak olsaydık, gittiğimiz yerlerden tam tamına %80’i bizimle ilgilenmedi ve herhangi bir şey vermedi. Bize herhangi bir menü vermeyen mekanlar bizi çok soğuk karşıladı. Adeta apartmanda zilleri çalıp internet hizmeti satmaya çalışan pazarlamıcalar gibi gördüler bizi.

Bu bizi demolize etmişti. Kendimizi baya kötü hissettik. Normalde, bu iş ile alakalı olmayan herkesin bile fayda bulabileceği bu işi mekan yöneticileri elinin tersiyle itmişti. Çünkü internetin gücünün o zamanlar bile farkında değildi. Vizyonu o kadar gelişmemişti. O medyanın ona söylediği şeylerle yetinip, araştırmadan gündem içinde yüzen biriydi.

Türkiye’de mükemmel bir motivasyonla birleşen takımlar, ürettikleri ürünleri satmak için sahaya çıktıklarında umutları tükeniyor. Ürünleri game changer olsa bile kimse onlara sıcak bakmıyor. Onları demolize ediyor bu. Bu işi yapmaktan vazgeçiyorlar. Halbuki o kadar soğuk karşılanmayıp satış yapabilseler, kısa bir sürede yurt dışına açılacak ve ülkemize mükemmel bir değer katacaklar.Ama yok, gittikleri müşterileri onları kendilerine fayda sağlayacak birileri olarak görmeyip, onlara köstek oluyorlar. Onlarla rekabet ediyorlar.

O yüzden sözüm odur ki hiçbir zaman Türk’e bir şey yapmayın. Türk’ü unutun. Dünya vatandaşlığına geçin ve dünya için bir şeyler yapın. Satışlarınıza önceliği Türkiye’ye vermeyin. İlk önce burada satıp biraz sermaye kazanıp yurtdışına açılırız demeyin. Çünkü sizi bekleyen bir domuz olacak karşınızda.

Amerika Neden Amerika?

Özel Olmayı İstiyorum yazımda bahsettiğim gibi hayatımızı filmlere göre şekillendiriyoruz. Eğer bir çocuğa izlemesi için bir film getirirseniz, o filmde yaşananlar o çocuğun hayatında yer edinir. Eğer ona süper kahraman filmi getirirseniz, çocuk, süper kahramanın dünyayı kurtarmanın ödülü olarak, kazandığı şöhret ve saygıyı gördükten sonra, o süper kahraman olmak isterse, o çocuğu tutamazsınız.

Peki, bu söylediklerimden sonra Hollywood gibi bir endüstrisi olan Amerika’yı nasıl değerlendirirsiniz? Evet şu an aklınızdan geçtiği gibi neden oradan Steve Jobs’lar, Bill Gates’ler çıktığını biliyoruz. Bir de bizim yetiştirdiğimiz çocuklara bakalım. Yetişmiş olanlara bakarsak (günümüzdeki orta yaşlılar) hep bir trip içindeler. Hepsi ağa, paşa gibi davranıyor. Hepsinin burnu bir havada.

Peki neden böyleler? Çünkü izlediği diziler ve filmler hep ağa, paşa olmanın verdiği saygınlığı ve şöhreti anlatıyor. Kurtlar Vadisi için televizyona kitlenenleri şimdi daha iyi anlıyoruz.

Ben açıkçası bu konuda biraz şanslıyım. Kendiminde, gelişimimde büyük rol oynayan amerikan filmlerine borçlu olduğumu düşünüyorum. Nede olsa girişimcilik hayatım, küçükken Antalya’ya yaz tatili için giderken, otobüste izlediğim bir film sayesinde başladı. Zuckerberg’in Facebook’u kurma hikayesini anlatan film beni inanılmaz etkilemişti. Tüm dünyam değişmişti ve artık ben ben değildim. O anı, ve yaşadığım hisleri tekrar hatırlarken büyük heyecan duyuyorum.

Ürettiklerinin, başarıları sadece kendi aralarında oluşturdukları şovlar ile sınırlı kalmayıp, hayatlarımıza işlemiş olan bu endüstriye bütün hayatımızı bile borçlu olabiliriz. Toplulukların hayatlarına etki edip, onların düşüncelerine yön veren bir güç olarak yorumluyorum bunu. Benimde bir parçası olduğum bu sektörü, tanıyıp, gücünü bilmek, bana bahşedilen bir şans.

 

Kaçımızın Büyükbabası Üniversite Mezunu?

Benim akranlarıma bir sorum var. Kaçımızın büyükbabası üniversite mezunu?

Zamanında harf inkılabı yapıldığında yerel halk (özellikle anadolu halkı) çok sert bir şekilde karşı çıkmıştı. “Gavurların, kafirlerin dilini kullanmayız!” Diyerek çok sert tepki gösterdiler. Buna zamanla alışacak ve soğuyacaklardı. Ama çok büyük bir hataya sebep oldu bu devrim. Çünkü o zamanlarda halkımızın çoğu kırsalda yaşıyordu.

Atatürk eğitime çok önem verdi. Elinden geleni ardına koymadı halkı gelişip üretsin diye. Çok güzel adımlar attı, köylerimize okullar kurdu, öğretmenler atadı. Ama okullara giden öğretmenler hiç beklenmedik şeylerle karşılaştı. Yerel halk çocuklarını okullara göndermedi. Öğretmenleri köyde barındırmadı. Öğretmenler civar köylerde onlara ılımlı olanların yanında kalıp, ders saatlerinde onlarca metre yolu yürüyerek eğitim vermeye çalıştı. Yerel halkın gerekçesi öğretmenlerin gavur dili öğretiyor düşünceleriydi. 

O zamanların çocuklarının pek bir azı eğitim gördü. Benim büyük babalarımda eğitim görmeyenler arasında. Ne acıdır ki o zamanın insanları harf devrimini gavur dili olarak görmüş ve çocuklarını okullara göndermemişler. 

Bence bu beklendik bir hareket. Müslüman olan, dinine ve adetlerine bağlı olan bu toplumun bunu kabullenmesi mümkün değildi. Bunun yavaş yavaş yapılması gerekirdi. Atatürk vizyoner bir insandı fakat bu konuda hata yapmıştı. Çünkü o zamanın eğitim görmeyen insanları bizi 1 nesil geriye düşürdü. 

Ya harf inkılabı, daha geç yapılacaktı ya da toplumdaki bu düşünce engellenmeye çalışılacaktı.

Bunun giderilmemesi bize 1 nesile mal oldu.

Özel Olmayı İstiyorum

Benim dönemimde büyüyen çocuklar ve sonrası, süper kahraman filmleri izleyerek büyülendiler. İzlediğimiz Amerikan filmlerinde, sonlar hep diğer insanların takdirini alan bir başrol ile biterdi. Doğal olarak bu bizi etkiledi.

Biz büyüdükçe, hareketlerimiz yapmacıklaşıyor. O zamanlarda hayalini kurduğumuz geleceği sağlamak için garip garip hareketler yapıyoruz. Başlıca onları taklit ediyoruz. Hayatımızda yaşadığımız her şeyi ya film gibi olmasına yoruyor, ya da film gibi olmasını sağlıyoruz.

Aynı filmde ciddi 2 karakter arasında ciddi bir konuşmayı gerçek hayatta yapmaya çalışıyoruz. Taraflar konuşmaya başlamadan ciddi bakışlar atıyor ve konuşmak için filmlerdeki gibi doğru zamanı bekliyoruz. Filmlerdeki gibi havalı ve kifayeli kelimeler kullanıyor artistlik yapıyoruz. Böyle bir neslin geleceğini hayal edin. Süper kahraman filmlerindeki süper kahramanlar sıradan insanlar değil. Diğer insanlara göre, onlardan daha zeki ve sahip oldukları şeyler daha fazla.

Oysa bizler hepimiz o filmi izledikten sonra öyle biri olabileceğimizi hayal ediyoruz. İçimizdeki en içine kapanık, sıradan olan biri bile bunu istiyor. Olabileceği hatasına düşerek hayatında olamayacağı biri olmaya çalışarak, zaman, enerji ve para kaybediyor. Bu çok talihsiz bir durum ve ciddi bir kaynak kaybı. Amerikan film sektörü tüm dünyayı böyle olumsuz etkiledi. Çocuklarımız bizim gibi ütopik dünyalarda yaşıyor. Zorlukları kabullenmiyor, onlarla savaşmıyorlar. Her şeyi ayağına bekliyorlar. Bunun olması televizyon ve sinema dünyasının ve de onları bu dünyadan soyutlayamayan bizlerin suçu.

Olamayacağı kişileri, olabilecekleri zanneden nesiller, dünyada sahip olduğumuz bir çok kaynağı gereksiz şekilde tüketiyor. Normalde başka bir şekilde harcaması gereken zamanla elde edebileceklerini umursamıyor, onlar için hiçbir zaman gerçeğe dönüşmeyecek şeylere inanıyorlar. Bu bizim toplumda top noktada.

Sözlerimi şununla noktalamak istiyorum. Herkes girişimci olamaz, herkes iş dünyası dergilerine kapak olamaz, herkes iş kurmak zorunda değil. Bunları yapan insanların çoğuda ürünler nasıl yapılır bilmiyorlar. Teknik değiller. Onların yapamacağı şey, onların satabileceği ürünleri yapmayı bilmemek. Sizler bu dünyaya bu girişimcilik için gelmemiş olabilirsiniz. Tanrı belirli özellikleri size bahşetmemiş, sizi bu durum için eğitecek gerekli ortamı sağlamamış olabilir. Belkide siz birilerinin satabileceği ürünleri oluşturmak için dünyaya geldiniz. Satışını yapacak insanla birbirinizi tamamlıyorsunuz. Onu bulduğunuzda yola koyulun. Bol şans!

Uçak Yapmakta Ne Var?

Bazen amcalarım, kuzenlerim ve ailecek birlikteyken,(belli düzeyde teknik insanlar. Mühendis vb.) sahip olduğum düşünceler onları kızdırabiliyor. Kendimi iş yapma konusunda bilgili olarak biliyorum. Sahip olduğum bilgileri aileme aktarırken küçümseyici laflar kullanabiliyorum.

Teknik insanların yaptıkları işi bazen kolay olarak nitelendiriyorum. Oysa onun yaptığı iş 0’dan bir mikrodenetleyici mimarisi tasarlamak olabiliyorken. Fakat ben onun bu zorlu macerada yürüttüğü mücadeleye kolay demiyorum. Onun bu işi yapabilmesine dayalı olarak “O bu işi yapmış başkası niçin yapamasın” diyorum.

Bu karşı tarafta öfkeye yol açabiliyor. Bu işin neyi gerektirdiklerini benden daha iyi bilenler bana kızgınlıkla bakıyor. Ama bilmedikleri bişey var. Eğer ben bu işe kolay gözüyle bakıyorsam, iş insanı olarak bakıyorum demektir. Benim gördüğüm nokta ileride parasıyla tutabileceğim insanlar bunu yapabileceklerdir dir. Kendim yapabileceğim anlamına gelmez.

Dünyada herhangi bir yerde herhangi bir zamanda daha önce bu iş yapıldıysa tekrar yapılabilir. Asıl zor olan daha önce yapılmamış şeyleri yapmak. Yaratıcılığı ve özgünlüğü kullanarak bir şeyler inşaa etmek. Yoksa Fransızın, Amerikalının yaptığı uçağı bizde yapsak alkış alacak bir durum olmaz. Bana sorarsanız uçak yapmakta kolaydır.

“Parayı veren düdüğü çalar.”